“İnsanlar, erkekliklerini ve onları insanlıktan uzaklaştıran her şeyi bir kenara bırakmalı”

Türkiye’de feminist yayıncılığa yeni bir katkı sunan Güldünya Yayınları Mayıs 2014’te yayın hayatına merhaba dedi. Güldünya Yayınları adını, 2004 yılında, iki ağabeyi tarafından sokak ortasında vurulduktan sonra kaldırıldığı hastanede yine ağabeyleri tarafından öldürülen Güldünya Tören’den alıyor. Yayınevi, feminist teori ve politika kitaplarının yanı sıra dünyanın dört bir yanından kadın hareketi ve farklı feminist örgütlenme deneyimleri, kadın biyografileri ve tanıklık derlemeleri, kadın edebiyatçıların eserlerini ve kadın sanatçılar tarafından ya da onlar üzerine hazırlanmış kitapları yayınlaymayı hedefliyor. Biz de yayınevi editörü Ayşe Düzkan ile Güldünya’nın kuruluş sürecini, kitaplarını ve geleceğini konuştuk.

Söyleşi: Erkan Şimşek

Türkiye’de maalesef hafızası güçlü dar bir kesim Güldünya Tören ismini unutmuyor. Öncelikle yayınevinize ismini veren Güldünya’yı sizden dinleyebilir miyiz? Güldünya ismi beraberinde neleri taşıyor?
Güldünya Tören, 2004 yılında bir akrabasının tecavüzü üzerine hamile kaldığı için ailesinin kararıyla ağabeyleri tarafından sokak ortasında vuruldu. Bunun ardından kaldırıldığı hastanede, güvenlik görevlilerinin, kardeşini, ailesinden olduğu için, odasına alması yüzünden öldürüldü. Devlet, ailesinden olduğu için, onu katilinden koruma gereğini duymamıştı. Her türlü mücadelede zaman zaman simgeler önemli oluyor. Örneğin, bugünlerde Özgecan Aslan, erkek şiddetine karşı mücadelede bir simge haline geldi. Güldünya Tören de, kadınların şiddete karşı ve özgürlük için mücadelesinin önemli simgelerinden biridir.

Türkiye’de feminist yayıncılığın tarihini nereden başlatabiliriz? Bir süreklilik var mıdır yoksa kesintilerle mi bugüne geldi? Güldünya bu çizginin neresinde?
Kendi adıma feminist tanımını, kadınlarla ilgili özgürlükçü bir çizgi izleyen ve bunun yanında kendisini feminist olarak tanımlayan anlamında kullanmaktan yanayım. Birçok feminist eser, çeşitli yayınevleri tarafından Türkçeye kazandırıldı, bunların arasında Payel Yayınları’nın özel bir yeri ve hepimizin üzerinde emeği var. E Yayınları, Sel Yayıncılık ve şu anda adını hatırlamadığım birçok yayınevi, özellikle feminist hareketin ortaya çıkması ve bir talebin oluşmasıyla birlikte bu alanda yayın yaptı. Kendini feminist olarak tanımlayan ilk yayınevi ise Kadın Çevresi’dir. Kadın Çevresi, bir yayınevi olmanın ötesinde, darbe sonrası koşullarda, kitap kulübüyle örgütlenmeye de hizmet eden, çok yönlü bir oluşumdu. Geçtiğimiz yıllarda kurulan ve birçok kitap yayınlayan Ayizi Kitap da kendini feminist olarak tanımlıyor. Tabii bu bilgiler, bir tarihçinin ya da araştırmacının değil, feminist bir yayın emekçisinin gözlemleri. Bilmediğim, duymadığım, hatırlamadığım bir oluşum varsa, beni affetsin.

Güldünya Yayınları’nın yayın yelpazesi nasıl çeşitlenecek? Odaklanacağınız türler, yazarlar hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Güldünya, feminist teori ve politikanın yanı sıra, kadınların kaleminden özgürlükçü edebiyat, sanat, tarih ve bilimde kadınların görünürlüğü üzerine kitaplar da yayınlayacak. Önümüzdeki dönemde, gençlik-çocuk kitapları alanına da girmeyi planlıyoruz. En azından feminizm bağlamında hak ettiği ilgiyi görmemiş olan Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki deneyimleri de okurlarımıza taşımaya çalışacağız.

Türkiye’de ve dünyada kadın hareketlerinin ve feminist yayıncılığın genel yayıncılığın ve okurların dilini dönüştürme potansiyeli üzerinden hareket edersek, bir feminist ve bir yayıncı olarak umutlu musunuz? 60’lar veya 70’lerde bugünü ve yarını mukayese etsek neler söylemek istersiniz?
Türkçe daha fazla okunuyor, daha fazla kitap basılıyor ama yayımlanan kitapların 60’lar, 70’ler ve hatta 80’ler veya 90’lardaki etkiyi yapmadığını gözlemliyoruz. Geçim derdinin her şeyin önüne geçtiği bu dönemde, çoğunluk kendisini bir emekçi olarak daha kullanışlı hale getirmek, yani emeğinin satın alınabilme ihtimalini arttırmak, için okuyor. Bu kadar kişisel gelişim kitabının hikmeti burada. İnsanlar kendilerini gerçekleştirmeyi bir kenara bırakmış. Kadınlar için durum oldukça katmerli, zira bir de emeklerini erkeklere satmak üzere, daha cazip, daha güzel olmaları ve daha iyi hizmet vermeleri gerekiyor.

Yemek kitapları, güzellik reçeteleri, ilişki rehberleri hep bu işleve yönelik. Bir de tabii, “geleceğimizi” garanti altına almak için dini yayınlar var. Çoğumuz, bırakın dünya görüşümüzle ilgili, eğlenmek üzere bile kitap okuyacak zamanı ve arzuyu zor buluyoruz. Okurların dilini değiştirmekten ziyade dünyaya bakışlarına yeni bir boyut katmayı hedefleriz, o zaman dilleri zaten değişir. Bir feminist yayıncı olarak, geniş, uzun, onurlu ve mecburi bir mücadelenin küçük bir bileşeni olmak bizim için önemli ve değerli. Türkiye’ninse, yakın geleceğinden değil ama daha uzun vadede geleceğinden umutluyum. Bu güzel toprakta yaşayan insanlar, erkekliklerini ve onları insanlıktan uzaklaştıran her şeyi bir kenara bırakıp daha iyi bir ülke kurabilirler.

Son olarak Güldünya Yayınları’nın yakın veya uzak yayın listesinde ne tür kitaplar var?
İki hafta önce yayınlanan, Gülbahar Kültür’ün ilk Türkçe romanı Bir Yangının Külünü…’nün ardından Sophie Bonnet’nin adını büyük ihtimalle Genelev olarak Türkçeleştireceğimiz kitabı gelecek. İranlı yazar Mahsa Moheb Ali’nin Aşkı Dipnotlarda Yaşamak adlı, ülkesinde hem ödül hem yasaklama almış öykü kitabı onu izleyecek. Patti Smith’in bir turnesine eşlik eden Michael Stipe’ın çektiği fotoğraflardan oluşan ve resimaltlarını William Burroughs, Oliver Ray, Paul Williams, Jutta Koether gibi isimlerin yazdığı Patti Smith İle Yolda da listemizde. Maxim Februari’nin, İnşa Halindeki Erkek’i, ABD kampüslerinde flört ve romantik ve cinsel ilişkileri inceleyen, Kathleen A. Bogle’un Hooking Up: Sex, Dating, and Relationships on Campus adlı kitabı, yine Türkçe adına henüz karar vermediğimiz, Muriel Rukeyser’in, İspanya İç Savaşı’na kadınlar açısından bakan Savage Coast’u şu anda yayına hazırlanan kitaplar arasında.

Yayınevine babil.com‘dan ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...