Yazan: Adnan Saraçoğlu

Noktalasak da mı yazsak, noktalamasak da mı…

“Az ama öz” klişesinin kendisiyle klasik seviyesine yükseldiği Tülin Kozikoğlu’nun, yükte hafif pahada ağır çizerlik, illüstratörlük üretimiyle göz bebeklerimize epeyce yakın tuttuğumuz Uğur Altun ile gönül birliğinden ancak bu beklenirdi. Sıkmanın ve bıktırmanın mimlisi olmuş imlâ bilgisi estetik bir şölene davet edilmiş, herkesin gözü üzerinde. Ağzından adeta bal damlıyor, davetliler dinliyor ve dinleniyor.

Birkaç gün öncesine dönelim: Bebekken kendi dilini konuşan ve büyüklerin anlayamadığı Mıstık büyür ve yazmanın tadını keşfeder. Gelin görün ki;  karman çorman yazısı, dur durak bilmeyen sözcükleri ve kime ait olduğu anlaşılmayan konuşmalarıyla bebekliğinde olduğu kadar anlaşılmazdır. Davetsiz misafirlerin ilki olan nokta gelir ve Mıstık’ın yazısına çomak sokar. Noktanın açtığı gedikten ve noktaladığı saltanattan içeri kimler sızmaz ki… Okur olan bizlerin çok öncelerden tanış olduğu işaretler bir bir alırlar yerlerini. Onlar yerlerini aldıkça anlaşılmaz şeyler anlaşılmaya, okuyanlar rahatlamaya, Mıstık ise bunalmaya ve başını kaşımaya, kaşını kaldırmaya başlar.

Mıstık’ın ustalıkla anlatılan maceralarının arasına, imlâ bilgisi sade ve esprili dille giriveriyor. İki parçanın kaynak noktaları felsefi kavrayışa – soru işaretinin öyküsündeki mantık hatasını görmezden gelmek kaydıyla – zemin hazırlıyor. Bilimkurguya nazire yaparcasına imlâkurgu türünün muştusunu veriyor Kozikoğlu. Uğur Altun’un, bundan yıllar sonra bile bir milat olarak anılacağını düşündüğüm;  endüstriyel tasarım eskizleri ve afiş estetiğinden de rayihalar barındıran görsel dili, hayret uyandırıcı kolajları ve sınırları buharlaştıran yönüyle Mıstık’ın anlam evrenini genişletiyor.  Ayağımız yere bastığında ve çiğ eğitim araçlarını sıkıntıyla andığımızda, Mıstık’ı tanımadan noktayı koyan çocukların azalmasını diliyoruz.

Birkaç A4 sayfasına çocukluğun formülü

Hepsi hepsi üç ipince kitap ile çocuğa dair edebi bir ansiklopedi, kara mizah yüklü yağmur bulutları, habire şerit değiştiren yenilmez bir roketmobil üretmek ancak senin harcın olabilir Colas Gutman; çocuksun!

Adına yaraşır sadelikte –bkz. eski klasik eserlerin ve caz nağmelerinin isimleri- tahmin edilmez zenginlikte, doğanın içinden geçen ama doğaya bile pabucunu ters giydiren bir portre Gutman’ın çocuğu. Yetişkinlere ne demeli; şömine başında sessizliğe yaslanıp karı-koca çay içmeler, keçi yollarında yürüyerek dinginleşmeler, ağaçlar, yaprak saymalar, mevsimlerden kestane mi diye kafa yormalar… Kısacası hep bir işgüzarlık! Sen yolunu kaybetmişsin; koyunun, ineğin, tavuğun amansız sorgusunda ter dökmüşsün, kurdun gurmeliğine ebe seçilmişsin kimin umurunda! Çocuk da bostan korkuluğu değil hani; hiçbir işe yaramadığını, bir tirbuşon kadar olsun fayda sağlayamadığını olgunlukla kabulleniyor. Kurdun midesinden önceki son sapakta inip ana-babasının (hiç utanma arlanma kalmadı) altında uyuduğu incir ağacında kendine geliyor.

Delphine Perret’nin gözleri tamamen kapalı ama aklı ve gönlü sonuna kadar açık bir şekilde çiziktirdiği ve onun minimal kere minimal çizgisine yaraşır şekilde tek bir kelimenin bile çarçur edilmediği minnacık gövdeli dev metinde aile ve doğa merkeze alınıyor, endüstri toplumu tersinden olumsuzlanıyor,  pragmatik bakış yerlere çalınıyor ve insan varoluşunun çekirdeği hükmündeki çocuğun yazılmaz mürekkeple okunmaz kağıda formülü veriliyor. Üç yaşındaki çocuğun, eğitim hayatında akranlarından oldukça geri kaldığının dillendirildiği fıttırık kariyerist dünyada  – bkz. Peter Gray/Free to Learn– birinin kalkıp kara haberi dünyalara duyurmasını hasretle bekliyorduk. Çocuk bir işe yaramaz ağalar beyler, işte tam da bunun için mükemmeldir çocuk.

 

COCUKspot2.indd

 

Çocuk
Colas Gutman
İletişim Yayınları

2 (2)

Mıstık Seni Anlamıyoruz!
Tülin Kozikoğlu
İletişim Yayınları

Bu yazı Arka Kapak dergisinin 28. sayısında yayımlanmıştır.

Devamını Oku...