Amos’tan kendi 90’larına başarılı bir dönüş

 Caitlin White

Tori Amos tarafından yeniden başlatılan sanat ve kadın olarak yaşlanma konulu tartışmanın sonuçları son derece aydınlatıcıdır. Bu tartışma sık sık canlansa da Amos ayarındaki kadın şarkıcı ve şarkı sözü yazarları bu sorunla daha sık karşılaşıyor belki de. Çoğu erkek yaşlandığında saygı görüp bakımsız halleriyle bile yakışıklı bulunurken, kadınlar güzelliklerini ve çoğu zaman beraberinde şöhretlerini de kaybetmekle mücadele etmek zorunda. Amos’un on dördüncü albümü olan Unrepentant Geraldines (Tövbesiz Geraldine’ler), dert kavramından Birleşik Devletler’e kadar her şeyi kişileştirmekte, “Trouble’s Lament (Derdin Ağıtı)” ve “America (Amerika)” şarkılarında “bunlar kadın olsaydı, hayatları nasıl olurdu?” sorusuna göz atmaktadır. Şu an 50 yaşında olan Amos, kişisel hayatını görkemli, çalkantılı dramlara dönüştürme konusunda daima özel bir yeteneğe sahip olmuştur ve bu durum, bu albümde de değişmemiştir.

Unrepentant Geraldines, klasik müzik ve orkestra müziği alanında geçmişte yaptığı deneysel girişimleri Samuel Adamson’la birlikte George MacDonald’ın The Light Princess (Işık Prensesi) masalına yaptığı uyarlamadaki teatral öğelerle ustaca birleştirmektedir, ancak asla çok ucuz değildir. Bunun yerine, “Maids of Elfen-Mere (Elfen-Mere Hizmetçileri)” ve “Selkie” gibi parçalarda karşımıza çıkan fantastik öğeler kalın ve zengin iplerle örülmüş olup, epik şiirlerin veya Kelt öykülerinde geçen şarkıların yapısına öykünmektedir. Amos’un eşi Mark Hawley’le birlikte Cornish kırsalında kaydettiği albüm, enerjik yaylıları, nefeslileri ve hareketli ritimleriyle bu ortamı yansıtmaktadır. Sevginin zamanla başkalaşması üzerine bir retrospektif olan “Wedding Day (Düğün Günü)” özellikle Kelt bir havaya sahiptir. Doğaüstü ve uhrevî olan şeylerin Amos için daima ayrı bir yeri olsa da, bu hikayeler bugünle ilgili oldukları hissini de vermektedir. Bunun en güzel örneği, NSA’nın casusluk skandalı gibi konuları “Giant’s Rolling Pin (Devin Merdanesi)” adlı hamurlu öykünün içine katmasıdır.

Bu albümdeki şarkı sözleri ağırlıklı olarak efsanevi ve kurgusal öğelerle ilgili olsa da, aynı zamanda Amos’un kendi hayatıyla önceki yazdıklarının tümünden daha fazla bağlantılı olduğu hissini de verir. Yaşlanmayı konu alan şarkılar betimlemeleri bakımından meydan okur bir duruşa sahip olup, kendi hayatıyla sıkı sıkıya bağlantılı olduğunu düşündürecek kadar da spesifiktir. “16 Shades of Blue (Mavinin 16 Tonu)” şarkısında, toplumun marjinalize olmasına değinir. “You say get over it/ If 50 is the new black/ This could be your lucky day (Aş bunu diyorsun / Eskiden siyah olmak neyse, şimdi 50 yaşında olmak da o / Bugün şanslı günün olabilir)” diyerek, olduğu yaşı diğer tüm yaşlara tercih eder. Sonra, kendisini eleştirenlere direkt olarak hitap eder: “There are some who say/ I am now too old to play (Benim artık müzik yapmak için fazla yaşlı olduğumu söyleyenler var)”

Ayrıca, kızları ilk gençlik yıllarında rahat bırakmayan dertlere de birçok gönderme vardır. Hatta, 13 yaşındaki kızı Tash Hawley, anne-kız ilişkisini her iki bakış açısından ele alarak yakından inceleyen “Promise (Vaat)” düetinde boy gösterir. Hawley’nin sesinde bir pop havası olsa da, stajyer diva Ariana Grande’yi hatırlatan bir zenginlik de gözden kaçmıyor; bu şarkıda ortaya koyduğu vokal performansının gücüne bakılırsa, müzik alanında kendi başına bir kariyer hedeflemesi şaşırtıcı olmaz. Gelgelelim Hawley’nin sesi, Amos’un net ve temiz sopranoyla daha gırtlaksı alto aralıklar arasında gezinen kendi sesindeki çeşitliliğin üzerini örtmekte. 50 yaşında olmasına rağmen, sesi inceleşip tizleşmek şöyle dursun, albümün en hareketli şarkısı olan “Wild Way (Vahşi Yol)” şarkısında “I hate you, I hate you, I do (Senden nefret ediyorum, senden nefret ediyorum, ediyorum)” sözlerini sırf tonlamasıyla bir aşk itirafına dönüştürmesinden anlaşıldığı üzere, gücünü korumuştur.

Kimi sanatçılar kariyerlerinin bu noktasında kendini yeniden keşfetme mücadelesi verirken veya yeni hevesler edinirken, Amos bu albümde son derece kendisi olduğu hissini vermektedir. Nitekim, bu da mutlaka şu soruya dahildir: Toplumumuzda bir kadın aynı anda hem zarifçe yaşlanırken hem de bir sanatçı olarak saygı görme hakkını nasıl talep edebilir? Amos, Unrepentant Geraldines albümünde, tonu ve konusu itibariyle yoğun şekilde kişisel olan odağından taviz vermeyi reddeden sanatıyla tam da bunu yapmaktadır. Yaşı ilerlemiş bir kadın sanatçıdan bekleyebileceklerimizin sınırlarını salt irade gücüyle zorlayan bu albüm, genişlemeye müsait bir kapsam benimseyerek başarıya ulaşmaktadır. Kendi mitolojisini daha büyük fantastik öykülerin içine geçirmeyi başaran Amos, bir yandan da toplumsal normlarla mücadele etmekte, üstelik bunların tümünü eski hayranlarını memnun etmekle kalmayıp muhtemelen yeni hayranların gönlünü de fethedecek bir yırtıcılıkla yapmaktadır.

Albümün öne çıkan şarkıları:  “Wild Way (Vahşi Yol)”, “Trouble’s Lament (Derdin Ağıtı)”, ve “16 Shades of Blue (Mavinin 16 Tonu)”

Kaynak: Consequence of Sound
Çeviren: Yasemin Tahir

Unrepentant Geraldines – Tori Amos

Mercury Classics – 2014

Devamını Oku...