Çağdaş Masallar Sunan Bir Deha: Murakami

İrem Uzunhasanoğlu

Japon Edebiyatı dendiğinde sıralamanın en başlarında saydığımız Haruki Murakami, gerçekçi dünyayı alıp hayal dünyasına karıştırarak bize çağdaş masallar sunan bir post-modern anlatı dehasıdır. İmkânsızın Şarkısı, Zemberekkuşunun Güncesi, Yaban Koyununun İzinde, Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu, Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında, Sahilde Kafka, Sputnik Sevgilim, 1Q84 dilimize çevrilmiş ve dünyaca ün yapmış romanları arasında sayılabilir.

Murakami, geleneğine bağlı yazmadığı ve hatta Japon geleneğini ‘çok sıkıcı ve yapışkan’ olarak betimlediği için, eleştirmenler tarafından sertçe eleştirilir ve ‘Japon yazar’ olarak kabul edilmez. ‘35 yıldır yazıyorum, hiç kuğu olamadım, beni çirkin ördek yavrusu olarak görüyorlar ve hâlâ sevmiyorlar.’ der. Dünya Edebiyatında kendine yer edinmiş olan Murakami gelecek nesillere büyük bir külliyat bırakmayı hedeflemektedir. On üç romanı, onlarca kısa hikâyesi, denemelerinin yanı sıra Salinger, Fitzgerald gibi yazarları Japoncaya çevirmesiyle de ünlüdür.

Murakami, Capote ve Vonnegut gibi çağdaş Amerikan Edebiyatı yazarlarının yanı sıra, bir Dostoyevski ve Charles Dickens hayranıdır. Tüm bu isimlere bakıldığında onlardan ne kadar az esinlendiği de gözden kaçmaz; çünkü Murakami’nin kimselere benzemeyen bir yazım tarzı vardır. Hafızasında çok fazla anı topladığını ve roman yazmak istediğinde doğru çekmeceleri açtığını ve yorulmadan yazdığını itiraf eder. 1250 sayfalık 1Q84 yayımlandıktan sonra yorulduğunu ve bir süre sadece kısa öykü yazacağını söylemiş olmasına rağmen üç sene içinde ‘Renksiz Tsukuru Tazaki ve Hac Yılları’ isimli romanını yayımlar. Murakami’nin bir hikâye cambazı olduğu su götürmez gerçektir.

Romanlarında zihninin en derin ve karanlık koridorlarına adeta bir kazı çalışması yaparak iner ve oralardan Freudiyen teoriler, Oedipal hikâyeler çıkarır atar önümüze. Onun karakterleri cinselliklerini en cüretkâr şekilde yaşar ve bu deneyimlerini korkusuzca anlatırlar. Tabu diyerek kendimize sakladığımız ne varsa çıkarıp yüzümüze vurur. Bunu yaparken ‘Zihninizin derinine inmeniz için çok güçlü ve dayanıklı olmalısınız.’ der.

‘Koşmasaydım Yazamazdım’ isimli kısa anlatısında yazma disiplininin sıkılığından bahseder, her sabah 4’te kalkıp, en az altı saat çalıştığını, ardından 10 km koşuya çıktığını anlatır. Roman yazmayı da yoğun bir ‘beyin antrenmanı’ olarak gören Murakami için her romanı yeni bir yarıştır. Her romanına yeni bir tema eklemeye çalıştığını ve bir önceki yapıyı bozmaya çalıştığını söyler. Buna rağmen onun hangi romanını okursanız okuyun size ‘işte Murakami stili bu’ dedirten şeyler çıkacaktır. Murakami’yi kısaca tarif etmek gerekirse; Alice Harikalar Diyarı’nda kitabında her şeyin olağan gözüktüğü bahçede tavşan deliğini bulan Alice’tir o. Kendini tavşan deliğinden aşağı atar ve sonra okuruna mitolojiden tutun Yunan tragedyalarına kadar, hayaller ve oyunlarla dolu, bol metaforlu romanlar sunar. Kendisi de bu durumu şöyle açıklar ‘Ben gerçekçi ve normal bir insanım, sekiz sene jazz bar işletirken insanlara sandviçler hazırlayıp kokteyller sunan biriydim; ama yazarken garipleşiyorum hatta gittikçe daha da garipleşiyorum.’ der. Şimdi isterseniz romanlarında kendinin bile gariplik atfettiği bu öğeleri tek tek inceleyelim.

9 MADDEDE HARUKİ MURAKAMİ

1-Arayış içerisindeki karakterler ve gizemli kadınlar: Murakami karakterlerinin neredeyse tamamı kendi hikâyelerini bulmaya çalışan, içinde bulundukları ortama uyum sağlayamayan, kendini sürgün eden ama neden ettiğini de tam olarak bilmeyen bir yapıdadır. Çoğu çözemedikleri sırrın peşinden koşar, her birinin karanlık bir tarafı vardır. Bu karanlık taraf bazı romanlarda açıklanır, bazılarında bilinmez olarak kalır. Zemberekkuşunun Güncesi’nde karakter kendi benliğini bulmak için bir kuyunun en dibine iner, oturur, her çıkışında biraz daha güçlenmiştir. Tsukuru Tazaki, yıllar önce ona yapılan ihanetin sebebini aramak için yola çıkar. Romanlarının kilit noktalarında mutlaka bir kadın vardır. Kadınlar ise genelde cinsel anlamda çekici ve akıllıdır. Erkeklerin takıldığı yerde ilerlemelerini sağlarlar.

2-Müzik ve Caz: Murakami’nin olmazsa olmazıdır. Romanlarında hep bir melodiyi arar. Romanlarının isimlerinin çoğu sevdiği şarkılara atıftır. İmkansızın Şarkısı’nın orjinal ismi olan Norwegian Wood bir Beatles şarkısıdır. Sınırın Güneyinde ‘South of the Border’ bir Nat King Cole parçasıdır. ‘Hac Yılları’ Listz’in parçasına atıftır. 1Q84, Sinfonietta’yla açılır. Murakami’nin binlerce plaktan oluşan bir caz müzik koleksiyonu vardır.

3-Hayal ve gerçeklik sınırı: Murakami’nin çoğu karakteri gerçeklikle hayalin sınırında yaşar. Hayal dünyasında sessiz ve akıllı; gerçek dünyada ise aktif ve komik karakterlerdir. Çoğu zaman bir kırılma anıyla birlikte zihinleri ikiye bölünür, iki farklı dünyada kalırlar; hangisini seçeceklerine karar veremezler. Sputnik Sevgilim’de gerçek olan Sumire, dönme dolap kabininde sıkışıp kalan mı yoksa karşı pencerede seyrettiği Sumire mi bilmeyiz. Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında’da yağmurlu sahnelerin hayal olduğunu anlarız, şemsiye açılınca ise gerçeğe döneriz. Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu romanı ise bilinçle bilinçaltı arasında bir yerlerde seyahat ederiz.

4-Kedi: Tüm Murakami romanlarında kediyle karşılaşmanız olasıdır. Esrarengiz bir şekilde ortaya çıkar ya da Zemberekkuşunun Güncesi’nde olduğu gibi gizemli bir şekilde ortadan kaybolurlar. Sahilde Kafka romanında kediler konuşur, Nakata ise onlarla iletişim kurabilmektedir. Bir kedi sever olmasına rağmen Murakami’yi öldürülmüş, kesilmiş ve bağırsakları dışarı çıkmış bir kediyi tarif ederken de bulabiliriz.

5-Doğaüstü güçler/ Parallel dünyalar/ geçit taşları/ orman/ gizli geçitler/ Sırra kadem basan insanlar:1Q84 , Aomame isimli kadının otoyoldan şehre geçmek için acil durum geçidini kullanmasıyla başlar. Sputnik Sevgilim’de eşikten atlayan Myu paralel evrene geçiş yapar. Sahilde Kafka’da ruhani dünyaya geçişini sağlayan giriş taşı vardır.

6-Metaforlar: Kuyu, Murakami’nin en bilindik metaforlarından biridir. Zihninin derinliklerini simgeler. Zemberekkuşu’nun Güncesi’ndeki en baskın metafordur. Kuyuya her iniş bir keşif, her çıkış ise öz benliğini bulmaya bir adım daha yaklaşmaktır. Sahilde Kafka’da gökyüzünden sülükler, sardalyeler yağar. İkinci Dünya Savaşında atılan atom bombasını ve Sarin gazı kullanımının Murakamileştirilmiş halidir bu. Hafıza ve zamanı da çoğu zaman metaforlaştırılarak kullanır. Sahilde Kafka’da Kafka Tamura hafızayı; Nakata ise belleksizliği temsil eder. Orman, çoğu Murakami romanında hafızanın ta kendisidir. O yüzden derinlere ilerledikçe korkular zuhur eder.

7-Din, felsefe, Yunan Tragedyaları: Bir çok Murakami romanında Şintoizm dininden izler görülür. Giriş taşı maddi dünyadan manevi dünyaya geçişi sağlar. Murakami’nin karakterleri dağlara çıkar, doğayla bütünleşir ve manevi dünyaya geçiş yapar. Murakami bir süre Yunanistan’da yaşamış ve bu dönemde ceplerini bol bol mitolojik hikâyeyle doldurmuştur. Yunan tragedyalarının en baskın konusu olan ve insanlık tarihinin en çok tanımlanmaya çalışılan kavramı olan ‘kader’ başta Sahilde Kafka olmak üzere bir çok romanında hakimdir. Kaderinden kaçmaya çalışan Kafka Tamura’nın Saeki Hanım’la karşılaşması bunun örneğidir. Ayrıca romanlarında karşınıza birden bir Orpheus veya Euredike çıkabilmektedir.

8-Otomobiller, giyim markaları, zincir restoranlar: Murakami’nin karakterleri McDonalds’da hamburger yer, tüm özellikleriyle tarif edilen BMW yada Toyota marka arabalara binerler, Jonny Walker ve Kentucky Fried Chicken’ın logosoundaki güleryüzlü amca karşınıza bir roman karakteri olarak çıkabilir. Markaların isimlerini vermekten asla çekinmez.

9-Edebiyat dünyasına atıflar: Sahilde Kafka’nın Kafka’sı hem Prag’lı ünlü yazara hem de Salinger’ın Çavdar Tarlasında Çocuklar romanının Holden Caufield’ına atıftır. 1Q84, George Orwell’in ünlü romanı 1984’e atıftır.

Bu yazı Arka Kapak dergisinin 13.sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku...