Edebi Aşkın Poetikası

Medeni Yılmaz

“Cemal Süreya’ya içki içmesini ben öğrettim”
– Edip Cansever
“Edip Cansever’e şiir yazmasını ben öğrettim”
– Cemal Süreya
“Bu ikisi bunu tartışırken ben de gittim Tomris’le evlendim.”
– Turgut Uyar

Türk edebiyatının bu en verimli ve aynı zamanda en çalkantılı aşk hikâyesi, kahramanlarının ağzından işte bu cümlelerle ölümsüzlüğe merhaba diyor. Tomris Uyar, Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Edip Cansever’den oluşan bu edebi aşk dörtgenini kodlarına ayırmadan evvel şunu rahatlıkla diyebilirim ki Türk edebiyatında hiçbir kadın yoktur ki (belki Nazım Hikmet’in annesi ve Yahya Kemal’in edebi aşkı Celile Hanım istisna edilecek olursa) Türk edebiyatına dolaylı yoldan bu derece etki edebilsin ve Ülkü Tamer de dâhil edilecek olursa, dört büyük şaire de ilham kaynağı olsun! Dolayısıyla, bu şairlerin yaratıcılığının gelişmesinde Tomris Uyar’a biçilen rolün yetersiz olduğu kanısındayım. Her büyük şairin onunla ilişkisini ayrı ayrı ele almaya çalışacağım.

Cemal Süreya ve Tomris Uyar

Evet, bu büyük şairleri peşinden koşturan, onlara ölümsüz dizeler yazdıran Tomris Uyar tanınmış bir öykücü, çevirmen, deneme yazarı ve oldukça alımlı bir kadındır. Ki kendisi bu büyük maceraya yelken açmadan evvel, bir başka büyük şair Ülkü Tamer ile evlidir. Doğal olarak adı, Tomris Tamer’dir o sıralar. Bu ikilinin evlilikleri gayet yolunda giderken henüz birkaç aylık bebekleri Ekin’in ölümü, edebiyatçı çiftte travma yaratıyor ve ilişkileri sona erme sürecine giriyor. Bu süreci hızlandıran ve bitiren gelişme ise, Tomris Tamer’in Cemal Süreya ile tanışmasıdır. Aslında Cemal Süreya da evlidir ilk tanıştıklarında.

Birbirlerine âşık olan Cemal Süreya ve Tomris Tamer, aşklarını doyasıya yaşama adına eşlerinden boşanıp aynı evde yaşamaya başlarlar. Evine bağlılığıyla ünlü Cemal Süreya, her seferinde işten çıkar çıkmaz doğruca Tomris Uyar’ın yanına gider. Çünkü artık onun tek sosyalleşme tutamağıdır Tomris. Gözü başka yerde olmaz. Ama bu durum Tomris’in garibine gider ve Süreya’ya, “Yahu neden doğruca eve geliyorsun? Biraz arkadaşlarınla zaman geçir, biraz geç gel eve” şeklinde sitemde bulunur. Cemal Süreya da bu sitem karşısında ertesi gün eve geç gider. Sonraki gün de geç gider, daha sonraki de… Bir gün Tomris balkona çamaşırları silkeleme amacıyla çıktığında, kapı önünde Cemal Süreya’nın oturduğunu görünce hem irkilir, hem de gözleri dolar. “Biraz geç gel be adam!” dediği Süreya, işten yine doğruca eve gelir ama geç girmek için her gün kapı önünde biraz zaman geçirmektedir. Tomris de buna “şahsiyet rötarı” adını verecektir. Türk edebiyat çevrelerinin şaşkınlığı ve hayranlığı eşliğinde yaklaşık üç yıl boyunca fırtınalı bir ilişki sürdürürler. Üç yılın sonunda ilişkiyi bitiren taraf Cemal Süreya olur. Tomris Uyar şöyle anlatır bu ayrılık gerekçesini:

“Beni bıraktı ama rahat edemedi. Ona göre bana sahip olunamazdı. ‘Senden ayrıldığım anda, hikâyen hakkında sevdiğimi belirtecek bir şey söylemeyeceğim; benim ağzımdan kimse duymayacak,’ dedi ve doğrusu hiç yazmadı.”

Evet, ilişkileri bitmişti bitmesine ama dostlukları baki idi. Onlarınki modern bir aşk destanı gibiydi, bitmemiş, sadece şekil değiştirmişti. Tomris Uyar, sonrasında Cemal Süreya’nın arkadaşı Turgut Uyar ile evlenmesine rağmen onunla dostça görüşmeye devam etti. Belki de böyle olması gerekirdi. Zira bu üç yıllık edebi aşk sayesinde Cemal Süreya öylesi verimli yıllar geçirdi ve Türk şiirine öyle muazzam örnekler kazandırdı ki, belki de en tanınmış dizelerini bu aşk vesilesiyle kaleme aldı: “Daha nen olayım isterdin/Onursuzunum senin!” bile demişti!

Turgut Uyar ve Tomris Uyar

Tomris Uyar, Cemal Süreya’yla olan ilişkisi bitmeye yüz tutmuşken döneminin bir diğer büyük şairi Turgut Uyar ile mektuplaşmaya başlar. Aslında ilk başlarda şiirdir mektupların yegane konusu. Ancak bu mektuplar, Kafka-Milena ilişkisinde olduğu gibi, zamanla aşk mektuplarına dönüşür. Tomris Uyar şöyle anlatır ilk tanışmalarını:

“1966 yılında ben zaten Cemal Süreya’dan ayrılmak üzereydim. O da eşinden ayrılmıştı. İstanbul’a gelmişti çocuklarıyla. Burada tanıştık. Asıl tanışmamız herhâlde o, çünkü o zaman daha bir yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık. Bu mektuplar önce sadece şiir üzerine mektuplardı.”

Bu ikili, kısa süre sonra evlenir. Böylece artık Tomris Uyar olur adı. Tomris Uyar ile Turgut Uyar’ın aşkı, Turgut Uyar ölene kadar devam eder. “Turgut” adını verdikleri bir de çocukları olur. Aslında bu ikilinin aşkı çok daha çalkantılıdır. Tomris’e göre, Turgut Uyar fena hâlde kıskanç ve saplantılı biridir. Onun ölümünden sonra yaptığı açıklamada da buna vurgu yapar:
“Turgut, beni her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım.”

Ama Tomris Uyar, biraz da edebi aşkına saygıdan ve onu koruma refleksinden kaynaklı bir savunmaya geçmeden de duramaz:
“Turgut Uyar’la geçirdiğimiz bazı hırgürlü geceleri şimdi olsa kaldıramayacağımı biliyorum ama bütün güçlüklerine karşın fırtınalı bir aşkı, yavan, düzayak bir ilişkiye hâlâ yeğlediğimin de bilincindeyim. Üstelik, edebiyatçı ya da sanatçı çiftlerin fırtınasız, mutlu bir yaşam sürdürdüklerine, uslu uslu geçinip gittiklerine ilişkin tek örnek yoktu dünyada.”

Aslında Turgut Uyar da bazı sorunların kendisinden kaynaklandığının farkındadır. Nitekim şöyle der kendisi hakkında: “Ben hep sıkıntılıyım, yani bir adamın canı sıkılır, o benim. Çünkü bana en yaraşan durumdur sıkıntılı olmak.”

Tomris Uyar, Cemal Süreya’yı ruhen ve edebi anlamda beslediği gibi, Turgut Uyar’ın da ilham kaynağı olur. Zira onlar tanışmaya başladıklarında Turgut Uyar çeşitli sebeplerle yaklaşık yedi yıldır tek bir şiir bile yazmıyordur. Hayata olan küskünlüğünü, en büyük tutkusu olan şiir yazmayarak, ona sırt çevirerek gösteriyordur. Ancak Tomris’le tanışması ve aşklarının alev almasından sonra durum değişir. Tomris ona o kadar çok rica eder, yalvarırcasına baskı yapar ki en nihayetinde döneminin en büyük şairlerinden olan Turgut Uyar şiire yeniden döner. Sonradan efsaneleşecek birçok şiiri onun için yazar. Temel ilham kaynağı da biricik karısı Tomris Uyar’dan başkası değildir. Hatta Türk şiirinin en bilinen dizelerinden olan “Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur” dizesini ona ithafen yazar.

Edip Cansever ve Tomris Uyar

Tomris’e âşık büyük şairler arasında en bahtsızı Edip Cansever’dir diyebiliriz. Diğer iki büyük şair belli aralıklarla Tomris tarafından aşklarına karşılık bulmuşken, Edip Cansever onu hep uzaktan uzaktan, içten içe ve gizliden gizliye sevmiştir. Aslında Tomris ve Edip defalarca buluşup baş başa içmişler, yemek yemişler ve edebi sohbetler yapmışlardır. Ancak elimizde olan veriler ışığında şunu biliyoruz ki Tomris onu hiçbir zaman arkadaştan öte görmedi. Edip ise onu asla sadece bir arkadaş olarak görmedi. Hatta o kadar ki Edip Cansever, Tomris için her yıl mutlaka bir şiir yazardı. Her yıl Tomris’in doğum günü olan Mart’ın 15’inde bıkmadan, usanmadan ona bir şiir adadı. İşte bu “Mart 15” şiirlerinden en ünlüsü:

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
Bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
Ve yarışırsa ancak Monet’nin
Kadınlarına yaraşan giysilerinle
Gördüm de
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
Bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
Bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
Öyle kısaydı ki adımların
Şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
Ölçülür ve denk düşerdi ancak
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Yok bir yanıtın “nereye” diyenlere
Bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
Ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
Hani Etiler’den Hisar’a insek bile
Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Mart ayında patlıcan, ağustosta karnabahar
Mutfağın mutfak olalı böyle
Bir adın vardı senin, Tomris Uyar’dı
Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene
Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
Oysa güneş pek batmadı senin evinde
Söyle
Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç
Evet, Edip Cansever onunla hiçbir zaman uzun bir yola çıkamadı. Ama Tomris Uyar, ilgili şiirde görüleceği üzere, onu da edebi anlamda beslemekten usanmadı. Dolayısıyla, eğer İkinci Yeni şiiri böylesi edebi düzeye erişmişse, bunda şüphesiz ki “İkinci Yeni’nin Gelini” lakaplı Tomris Uyar’ın payı olduğu da örneklerle sabittir. Gerçi kimileri Edip Cansever’in ona âşık olmadığını, sadece hayranlık beslediğini ileri sürmüştü. Ama meyhanede birlikte içtikleri bir gecenin ardından peçetenin birine iliştirilmiş bir dize, gerçeğin üstünü örtmeye çalışanlara yanıt niteliğindeydi:
“Tomris rakıyı çok severdi, bense onu…”

Tomris Uyar da ona karşı o kadar vefasız değildi. Belki onun aşkına karşılık vermedi ama onu öyle güzel yad etti ki aşktan da öte rol biçti buna:
“Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana,” ve devam eder, “Galiba Edip’in bana yaptığı tek ihaneti ölmesiydi.”

Son Buluşma

Bu dört büyük edebiyatçı, son olarak 20 Ocak 1983 yılında Varlık dergisinin şiir soruşturması amacıyla bir araya gelir. Oturumu diğer üçünün âşık olduğu kadın Tomris Uyar yönetir. Toplantıda görünürde sadece şiir ve şiir sorunları konuşulur. Ama kim bilir o toplantıda yürekler ve gözler birbirlerine neler söylemiştir! Bu buluşmadan sadece iki yıl sonra 1985’te Turgut Uyar ölür; ertesi yıl Edip Cansever ve 1990 yılında da Cemal Süreya… Hayatındaki en önemli üç erkeğin ölümüne de şahit olan Tomris Uyar, Türk şiirinin belki de en güzel aşk şiirlerinin öznesi olarak 2003 yılında vefat etti.

Bu yazı Arka Kapak dergisinin 16.sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku...