Eylem Can: Üçüncü sayfa haberi değil iş cinayeti

İş cinayetleri toplumun gündemine Soma faciası ile geldi. Fakat ne yazık ki “Bütün sermayemizi, emeğimizi ortaya koyduk. Kazada en çok biz mağduruz” diyen patronlarla ya da “Ölüm bu işin fıtratında var” diyen zihniyetiyle ilk kez karşılaşmıyoruz. Örneğin 2012’de 878, 2013’te ise 1235 işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Son on yılda resmi rakamlarla 11 bin 282 kişi iş cinayetlerine kurban gitmiş; kayıt dışı iş kazalarını da hesaba kattığımızda sonucu varın siz düşünün.

Adalet Arayana Destek Grubu işte bu cinayetlere, kazalara, ihmallere sessiz kalınmaması için örnek bir çaba sergiliyor. İş Cinayetleri Almanağı 2013, bu çabanın meyvelerinden biri. Çeşitli işkollarında çalışan işçiler bir araya gelip hazırlıyor bu almanağı. Sesleri her geçen gün daha çok yankı buluyor. Biz de bu çabaya destek olalım, hem çalışmalarını hem de almanak üzerinden iş cinayetlerini konuşalım istedik. Sorularımızı Adalet Arayana Destek Grubu gönüllülerinden Eylem Can yanıtladı.

Söyleşi: Volkan Alıcı

İş Cinayetleri Almanağı’nın ikincisi tam da Soma cinayetiyle örtüşen bir zamanda yayımlandı. Adalet Arayana Destek Grubu ve almanak fikri nasıl doğdu?
Kentsel dönüşüm ve iş cinayetleri mevzularında gönüllü faaliyetler sürdüren Adalet Arayana Destek Grubu, BirUmut Derneği’ndeki çalışma gruplarından biri. Çeşitli işkollarında çalışan farklı mesleklerden işçileriz. Mesai dışı zamanımızda aklımız, yüreğimiz, gücümüz yettiğince emeğimizi mağdur, güvencesiz, kimsesiz işçilerin, emekçilerin haklarını savunmak için yürüttükleri mücadelelere destek olmaya çalışıyoruz. İş cinayetleri açısından bizim miladımız, 2008’de Davutpaşa’da meydana gelen patlamanın ardından başlayan adalet mücadelesine dayanıyor.

Her gün 3 ilâ 5 işçi hayatını kaybederken ülkenin gündeminin bambaşka mevzular oluşuna itiraz ederek iş cinayetlerine karşı duyarlılık oluşturmak, iş cinayetlerinin görünür, duyulur ve bilinir olmasını sağlamak, Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin sürdürdükleri onurlu mücadeleden kamuoyunu haberdar etmek ve iş cinayetlerinde yakınlarını kaybedenleri de mücadele etmeye davet etmek için 2012’de almanak çıkarmaya karar verdik.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) her ay iş cinayetleri raporunu açıklıyor. Emekten yana gazeteler raporlara yer veriyor. Biz de Adalet Arayana Destek Grubu olarak İSİG raporlarını, ulusal basını ve sendika.org başta olmak üzere emeğin sesi olan internet sitelerini tarayarak, iş cinayetlerini basılı hale getirerek içinden geçtiğimiz günlerin beleğini tutalım, Türkiye’nin karanlık yüzünün fotoğrafını çekelim, vahşi çalışma koşullarının değişmesi için mücadele eden işçilerin sözlerine, adalet mücadelelerine yer vererek bu karanlığı yırtmaya çalışalım dedik. Vicdan, bellek ve mücadelenin almanağını hazırlayalım ve iş cinayetlerini herkesin gündemine sokalım…

İş cinayetlerinin kader, fıtrat, yaygın söylem olarak da “kaza” diye tanımlanmasına karşın, “iş cinayeti” vurgusunun altını çizmenizin nedeni nedir? Neden kaza değil de cinayet?
Kazanın Türk Dil Kurumu sözlüğündeki açıklaması, “İstem dışı veya umulmayan bir olay dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması.” 2012’de 878, 2013’te 1235 işçinin hayatını kaybetmesi ne “istem dışı” ile ne “umulmayan” ne de bunların sonucu olan “kaza” ile açıklanabilir. “İş kazaları”nın %98’i, %99’u öngörülebilir ve önlenebilirse, o zaman işçilerin hayatını kaybetmesi “kaza” değil düpedüz cinayettir.

“Kaza”, “kader” ve “fıtrat” gibi kelimeler bir sorumsuzluğu, yapacak bir şeyin olmadığını, kabul edilmesi gerektiğini imlerken cinayet faili işaret eder. Kimdir bu cinayetlerin faili?

– Kâr hırsı nedeniyle işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinden kısarak, maliyet unsuru olarak gördüğü işçiyi insanlık dışı koşullarda çalıştıran patronlar.

– İşçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin alınıp alınmadığını denetlemekle yükümlü oldukları halde ihmalleri görmeyen, gerekli denetimleri yapmayan tüm kamu ve kuruluşları.

– Bütün sorumluların yargılanması talebine kulaklarını kapatıp kamu çalışanlarını, belediye başkanlarını, valileri, bakanları koruyarak cinayetlerin cezasız kalmasına neden olan hâkimler, savcılar.

– Ve her iş cinayetinde işçilere kusur bulan bilirkişiler; “kader”, “doğa”, “fıtrat”, “kaza” diyerek iş cinayetlerini kaçınılmaz ve olağan hale getirmeye çalışan patronlar, bakanlar, başbakanlar…

Herkesin aklına “kaza” yerine “cinayet” kavramını yerleştirebilirsek, dildeki değişim düşünce biçimimize de etki edebilir. 1235 işçinin bir yılda hayatını kaybetmesi, 2014’ün ilk altı ayında en az 600 işçinin hayatını kaybetmesi bu kadar olağan karşılanmaz. Bütün sorumluların, en alt kademeden devletin en tepesine kadar olan bütün sorumluların, yargılanması için bir adım atılmış olur.

Soma’ya da gitmiştiniz. İşçi sağlığı ve iş güvenliği açısından gözlemlerinizi anlatabilir misiniz?
Davutpaşa’da, Ostim-İvedik’te, Esenyurt Marmara Park AVM çadır yangınında, Kozlu’da, Milas-Güllük’te, BEDAŞ’ta, Arka Sıradakiler dizi setinde, Van Bayram Otel’de, Özel Doğa Hastanesi’nde ve daha nicelerinde gördüğümüz kâr hırsı, ihmal ve denetimsizlik şeytan üçgeni Soma’da da işledi maalesef. İşçi sağlığı ve iş güvenliği açısından hiçbir önlem alınmamış. Soma’ya baktığımızda bu facianın bugüne kadar yaşanmamış olması şaşırtıcı.

Soma’yı ziyaret eden heyetimizin aktardığına göre, madene inen işçilerin tamamının her vardiya öncesi yakınlarıyla helalleşerek vedalaşıyor. İşçilerin yangın çıkabileceği uyarısına karşın, kazmayla vurdukları her parçanın ellerini yakmasına karşın, sırf tonaj tutturmak için bir şey olmaz denerek çalıştırılmalarından mı bahsedelim; 8 saatlik mesaisine maden içinde yürüdükleri sabah akşam 45 dakika-1 saatlik yolun katılmaması nedeniyle zaten ağır işçi olan madencilerin uzun saatler çalıştırılmasından mı; dayıbaşlarının tonaj tutturulmadığı zaman işçileri dışarıya bırakmamasından mı; tatilsiz, hiç dinlenemeden çalışmak durumunda kalmaktan mı; bu ağır koşullarda aylık 80 lira yemek parasıyla ekmek arası yağ, hadi en fazla peynir yiyerek, onu da hadi hadiler eşliğinde 15 dakikada yemek durumunda bırakılmalarından mı?

Soma’da faciasında en basit işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri bile alınmadığı, denetlemeler doğru düzgün yapılmadığı için söylenebilecek çok fazla bir şey yok maalesef. 301 işçinin hayatı birkaç torba kömür kadar bile değerli değil…

Soma’yla birlikte taşeronluk sistemi daha da görünür oldu, en azından sorunun önemli bir öğesi olduğu tartışıldı. Meclis’e gelen tasarıya göre, taşeronluk sistemi kalıcılaşıp yaygınlaştırılacak gibi görünüyor üstelik. İş cinayetlerinde taşeronluk sisteminin payı nedir?
Taşeron, güvencesiz çalışma, en asgari düzeyde bile çalışma koşullarının olmaması demek. Bazen bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak bir çift söze bağlı oluyor yevmiyeyi almak. Taşeron, insanca çalışmadan uzaklaşmak ve ölüm demek. Taşeron sistemi ölüm zincirinin bir parçası.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinden kıstıkça maliyet kalemi daha azalmış, patronlar daha çok kazanmış ve işçiler daha çok hayatını kaybetmiş olacak. Sorumluluk zincirinde de birçok davada gördüğümüz gibi en alt taşeron suçlanacak. Failler ve sorumlular zinciri bir üst taşerona, daha üst taşerona, asıl işverene, büyük sermayeye ve uluslararası sermayeye, devletin tepesindeki ortaklara ulaştırılmayacak. Bütün failler ve sorumluların gizlenmesi için de taşeron sistem kullanılacak.

Peki, özellikle inşaat sektörünün her zaman iş cinayetlerinde ilk sırada olmasının nedeni “mesleğin fıtratı” mı yoksa başka nedenleri de var mı?
Türkiye patronlar, müteahhitler için bir inşaat cenneti ama inşaatların bilmem kaçıncı katından “bir anlık dikkatsizlik sonucu dengesini kaybederek” düşen işçiler için bir ölüm ülkesi.

Her sokakta inşaat var. İnşaat işçilerinin çoğunun üzerinde yıpranmış giysilerden başka bir şey yok. İşçinin nerde ne iş yaptığına bakılmaksızın en fazla baret veriyorlar. Emniyet kemerleri göstermelik. Hareket imkânı verecek düzenek kurulmadığı için işçi, kemerinin bir ucunu inşaat iskelesine takmak zorunda kalıyor; orada işi bitince, birkaç metre yana kaymak için kemerini iskeleden söküp başka bir yere takmak zorunda kalıyor, bu sırada düşerse “dikkatsizlik” deniyor. Düzenek olsa düşmeyecek. Milyon dolarlık inşaatlarda işçiler naylon çadırda hayatını kaybediyor.

Günde en az iki inşaat işçisi hayatını kaybederken ya da iş göremez hale gelirken, paralarını alamazken, tuvaletten yemeğe hiçbir ihtiyaçları doğru düzgün karşılanmazken inşaat işçilerinin de örgütlenmekten başka çıkar yolları kalmadı. Şimdi inşaat işçileri başta yaşam hakları için örgütleniyorlar.

Meslek hastalıklarından kaynaklı ölümlerin oranı çok yüksek. 2013 Almanağı’nda “Meslek Hastalığı” bölümünde buna dikkat çekmişsiniz. Sendikalar, meslek örgütleri bu meseleyle yeterince ilgileniyor mu? Neler yapılmalı sizce?
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre çalışma kaynaklı can kayıplarının %14’ü “iş kazası” denilebilecek akut durumlarken %86’sı meslek hastalıkları nedeniyle. Ancak resmi rakamlara bakınca meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybeden kimse yok. Çalışma kaynaklı astım mı olduk hastalık hemen ev akarına, kedi tüyüne bağlanabiliyor. Ev işçisinin fıtık olması yaptığı işle bağlantılandırılmıyor ya da bir inşaat işçisi KAOH olunca maske takmaması akıllara gelmiyor. Hayatımıza silikozisle giren meslek hastalıklarıyla hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. İlk önce gerçek rakamların ortaya çıkarılması ve toplumun bilinçlendirilmesi gerekiyor. Biz de bu konuya Almanak’ta silikozis ile giriş yaptık; biz de seminerlere katılarak, bu konuda mücadele eden doktorları, uzmanları, dernekleri, komiteleri dinleyerek kendimizi yetiştirmek, daha iyi organize olarak bu meseleyle mücadele etmek istiyoruz.

Her ayın ilk pazar günü Vicdan ve Adalet Nöbeti tutan Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin etkin bir parçasısınız. Bilmeyenlere, bu eylem hakkında bilgi verebilir misin?
İş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin Adalet Arayan İşçi Aileleri ile birlikte ilk Vicdan ve Adalet Nöbeti’ni 16 Mayıs 2012’de HES inşaatında hayatını kaybeden işçiler için tuttuk. İş cinayetleri karşısındaki suskunluğu kırmak, suskunlaşmış vicdanları harekete geçirmek için başladık nöbete. Başlangıçta her hafta nöbet tutuyorduk, 7 Ekim 2012’den beri her ayın ilk pazar günü 13.00’te Galatasaray Lisesi önündeyiz.

Her nöbetin bir röportajcı gazetecisi ve bir konusu oluyor. Gazeteci arkadaşımız ailelerle röportaj yapıyor. Aileler ve gönüllü hukukçuları yaklaşan davalar ya da davalardaki önemli gelişmeler hakkında bilgi veriyor. Bazı nöbetlerimizi işkollarına ayırıyoruz; örneğin maden, tersane, ev işçileri için nöbet tutuyoruz, meslek hastalıklarını gündemimize alıyoruz.

28 Nisan’ın dünyanın diğer birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü ilan edilmesini talep ediyoruz nöbetlerde. Aileler Meclis’e gidip grubu bulunan partilere, başbakan ve cumhurbaşkanına da taleplerini ilettiler. İmza kampanyamıza imza verilmesini istiyoruz. (www.chn.ge/1gyePj4)

Ailelerin birlikte takip ettikleri duruşmaları takip ediyoruz. Basını bu duruşmalar ve gelişmeler hakkında bilgilendiriyoruz. Ailelerin sürdürdükleri onurlu mücadelelerinde yüklerini bir parça hafifletmeye uğraşıyoruz.

Devamını Oku...