Filozofun çığlığı

 Barış Yıldırım

Deleuze’ün Leibniz yorumu felsefe bakımından oldukça ilginç bir an oluşturur. Kant, Hegel, Aristoteles, Heidegger gibi metafizik üzerine kafa yormuş, eserler vermiş, ömrünü çokluğun arkasındaki birin, hareketin mantığını, bütünü ifşa etmeye, idrak etmeye vermiş olan felsefe tarihinin temel yapıtaşlarının yanında, böylesi “minör” bir karşılaşmanın felsefe tarihine ilişkin bize fazla bir şey söylemeyeceği düşünülebilir ilk bakışta.

Oysa Deleuze’ün Nisan-Mayıs 1980 tarihlerinde Vincennes’te verdiği beş dersin çözümlerinden oluşan kitap, bize birçok açıdan sahih bir felsefi bakışa tanıklık etme imkânı sunar. Deleuze, derslerde hem bekleneceği üzere Leibniz felsefesinin temel kavramlarını (yeter neden, içerme ve içerilme/mefhum-özne, ifade veya bakış açısı, bir arada mümkün olma vd.) açıklar hem de Leibniz düşüncesinin işleyişine dair çarpıcı yorumlarda bulunur. Leibniz’in düşüncesindeki “piramitsel yapı” ile yine kendisinin geliştirdiği sonsuza kadar giden farkları hesaplamakta kullanılan diferansiyel fark hesabı arasındaki bağlantıya dair analiz, bu yorumların başında gelir.

Leibniz’in yaşamı ve kişiliği de derslerin kapsamındadır. Deleuze, “1746-1816 arasında uzun, iğrenç bir yaşam sürdüğünü” söylediği Leibniz’in Spinoza’ya karşı devletten yana tutumundan bahseder ve Leibniz’i polis’in, iktidarın adamı olmakla itham eder. Ancak buna rağmen, Leibniz’nin felsefi cazibesi Deleuze için devam eder.

Dersler boyunca Deleuze’ün Leibniz’e duyduğu cazibenin iki düzeyi olduğuna tanıklık ederiz. Birinci düzeyde Deleuze’ün sempatisi, Leibniz’in bir tür budalalığına karşı sezilir. Deleuze bir şekilde, aslında 17. yüzyılın özelliği olan sonsuzluk kavramının, sonsuza ulaşmak için gösterilen çabayı, bir tür neşeli budalalık edimi olarak onaylar görünmektedir. Leibniz’in sistemi bu anlamda piramitseldir. Başlar ve inşa eder. Hep karmaşık, belirsiz, karanlıktır. Sürekli elden kayan bir şey vardır. Böylece sonsuza kadar gidilebileceği izlenimi vermektedir Leibniz; zaten amacı da budur. “Her şeyin bir nedeni vardır” sözü, bu nedenle Leibniz’in imzasıdır Deleuze’e göre. Ancak bu her şeyi kuşatma çabası kaçınılmaz olarak bir çoğulluklar hiyerarşisi sorununu beraberinde getirir. Sezar, nehri geçmiştir ama geçmemiş de olabilirdi. Bu olasılıklar ve olguların bir aradalığı ve bir arada “olamama” hali arasında Deleuze için şaşırtıcı olan bir çoğulluklar alanı açılır.

Leibniz sonsuza giderken, her şeyi çoğaltmaktadır. Sonsuz küçüklükteki şeylerden bahsetmekte, ancak bu “penceresiz ve kapısız” Monad’lar olmaksızın hiçbir şeyin algılanamayacağından söz etmektedir. Özne’yi, beklenmedik şekilde evrenin merkezine koyar ve Deleuze’e göre, ayrıksı perspektif / bakış açısı yorumuyla Nietzsche üzerinde kesin bir etki uyandırır. Leibniz felsefesinin -Deleuze’ün kumara, oyuna benzettiği- bu kaotik yapısı, şüphesiz Leibniz’in Deleuze için neden ilgi çekici bir karakter olduğunu da bize gösterir.

Ancak derslerin felsefe meraklılarına sunduğu şey bunlarla sınırlı değildir. Dersler elbette, Leibniz üzerine konuşan ancak belki de onunkinden çok kendi felsefesini anlatan bir düşünüre tanıklık etmektedir. Deleuze, birinci, yani konuya genel bir giriş yaptığı derste filozof, felsefi etkinlik ve felsefe tarihi üzerine oldukça önemli değerlendirmelerde bulunur ve Leibniz’i bu açıdan konumlandırır. Deleuze’e göre filozof bir yaratma edimi içindedir; yarattığı şeyler de kavramlardır. Tıpkı bir müzisyenin notaları kullanarak bir müzik parçası bestelemesi gibi filozoflar da kavramlara yeni anlamlar yükleyerek veya bazen bizatihi kavram üreterek benzer bir yaratıcı faaliyette bulunurlar. Bu nedenle felsefi etkinlik yaratıcı bir etkinliktir.

Ancak filozoflar genel olarak ikiye ayrılır. Bazı filozoflar “logos” yani söz ve akıl filozoflarıdırlar. Kant, bu filozofların en tipik temsilcisidir. Bir diğer filozof türüyse “pathos” filozofudur; yani coşkunun, tutkunun filozofu. Leibniz ikinci türde filozoflardandır. Deleuze bu noktada Leibniz’in felsefesini yaşamıyla bağlantılandırır: Leibniz felsefesinin mottosu “Her şeyin bir nedeni var”, aynı zamanda pathos filozofu Leibniz’in ruh halini özetlemekte, onun çığlığını taşımaktadır. Filozof Leibniz’in düşüncesini belirleyen, şekillendiren şey adeta bir açıklama histerisini yansıtmakta; bu histeri “kapısız penceresiz” Monadlar düzeyinde bir açıklamaya dönüşebilmektedir. Deleuze, bu felsefi durumu, “iğrenç ve uzun bir yaşamı vardı” dediği Leibniz’in duyduğu ihtiyaçla açıklar: Çığlık atma ihtiyacı – Her şeyin bir nedeni var!

Leibniz Üzerine Beş Ders, dönemini ve günümüz felsefi düşüncesini belirlemiş, ekol olmuş bir düşünürün kendine özgü ve derinlikli analizini içeren; Leibniz felsefesini oldukça ekonomik bir şekilde değerlendirmek, Deleuze’ün felsefi bakışına aşinalık kazanmak isteyen, felsefeyi farklı bir gözle görmeyi cazip bulabilecek herkesin okuması gereken bir kitap. Ulus Baker’in çevirisi ve Aliye Kovanlıkaya’nın önsözüyle.

babilcomdanalabilirsiniz


Leibniz Üzerine Beş Ders – Gilles Deleuze

Kabalcı Yayınevi, Çev. Ulus Baker

Devamını Oku...