Fuat Sevimay: Benim için öykü ‘an ve insan’

Çukurova Edebiyatçılar Derneği’nin düzenlediği Orhan Kemal Öykü Yarışması’nın bu yılki ödülü, “Ara Nağme” kitabıyla Fuat Sevimay‘ın oldu. Sevimay’la, aldığı ödül üzerine kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Söyleşi: Volkan Alıcı

Önce, duymayanlara haberi bir kez de biz verelim:

Çukurova Edebiyatçılar Derneği’nin (ÇED) bu yıl yedincisini düzenlediği Orhan Kemal Öykü Armağanı yarışmasının sonuçları açıklandı. Alper Akçam, Zafer Doruk ve Vecdi Çıracıoğlu’dan oluşan seçici kurul birinciliğe “Ara Nağme” adlı kitabıyla Fuat Sevimay’ı layık gördü. “Gölgeler ve Yelkovan”la İbrahim Karaoğlu ikinciliğe, “Yasak Kitap”‘la Deniz Faruk Zeren ise üçüncülüğe değer bulundu. Özendirme Ödülü “Yaşanmış Yıllar” adlı kitabıyla Yaşar Yıltan’a, Seçici Kurul Özel Ödülü ise “Hayattan Kareler” adlı kitabıyla Çağla Şimşek’e verildi. Ayrıca Çukurova Edebiyatçılar Derneği Özendirme Ödülü’nün “Aşk Bilirkişisi” kitabıyla Deniz Dengiz Şimşek’e ve “Gözlerine Ayışığı Kaçan Kız” kitabıyla Hüsamettin Köroğlu’na verildiği duyuruldu.

Biz de hemen bu yılki Orhan Kemal Öykü Ödülü’nün sahibi Fuat Sevimay’a ulaştık, ödülü vesile edip sorularımızı sorduk. Sağ olsun, aynı hızda yanıtladı…

Orhan Kemal Öykü Ödülü’nü bu yıl siz kazandınız. Sıcağı sıcağına soralım; ne hissediyorsunuz?
Halk için, insan için kalem oynatan bir büyük isim, Orhan Kemal ve yanında adınız anılıyor. Ne hissedilir ki! Mutluluk. Hem de büyüğünden. Ama yanı sıra biraz da sorumluluk. Layık olma meselesi ve bundan böyle daha iyisini yapma yükümlülüğü. Aslında bir taraftan bakarsanız, yazdığım öyküler ödüllendirilmeden önce her ne idiyse yine aynısı, değişen bir şey yok. Fakat o öyküler, Orhan Kemal ile anılmışsa, ‘Önce ekmek, sonra her şey’ denildiğinde ne kastedildiğini, arabacıları, bekçileri, gazete dağıtıcısı çocuğu, sağiçi daha iyi anlamanız, insana dokunmanız, hissetmeniz gerekiyor.

Edebiyat ödülleri; jürisi, seçim yöntemi, seçtiği kişiler ve yarışma olgusunun kendisi nedeniyle hep tartışmalara açık oldu. Ödül-yapıt ilişkisini siz nereye koyuyorsunuz? Örneğin, sizin bir yarışmaya katılma gerekçeleriniz neler?
Bir okurun dönüp, öykünün şurasını beğendim, demesi de büyük bir ödüldür -ve hatta beğenmedim demesi de-, jürinin öyküyü ya da kitabı olumlu değerlendirmesi de. Ve bunlar şevk ve heyecan verir insana. Ben birkaç yıl önce, hiç de aklımda yokken, bir öykümün ödüllendirilmesiyle cesaretlenmiş, edebiyata bulaşmış birisiyken ve böyle onlarca kişi varken, ödül kurumunun olumsuz olduğunu falan düşünemem. Hayır, tam aksi, yalnız yürüdüğünüz zifiri karanlık bir yolda önünüzde çakan bir kıvılcımdır ödül. Yani, Türk edebiyatının en önemli ve sıra dışı kalemlerinden Leyla Erbil’le bu anlamda hemfikir değilim. Ancak, kimi ödüllerin de ahbap çavuş ilişkisine döndüğü, bazı yarışmalarda kimi kitapların kapağının açılmadan ödül verildiği artık herkesin bildiği ve edebiyat adına utanılması gereken bir gerçek. O isimler utanmıyor, ayrı mesele. O zaman doğru dürüst isimleri, yarışmaları, eserleri çok daha fazla anmak, edebiyatı, özellikle de öyküyü metaya çeviren bezirgânları da bir o kadar cesaretle eleştirmek ve uzak durmak gerekiyor. Sadece yarışmalarda değil, her alanda. Becerebildiğim kadarıyla benim var olmaya çalıştığım alan, gerçek ve emek verilen edebiyat. Düsturum da dürüstlük.

Bu yıl iki kitabınız daha yayımlandı. “Hayal Okulu İşbaşında 1” adıyla bir çocuk kitapları dizisinin ilki, bir de “AnarŞık” adlı romanınız… Çeşitli edebi türlerde yapıtlarınız var; ayrıca çeviri de yapıyorsunuz, yedi çeviri kitabınız var. Öykünün tüm bunlar arasındaki yeri nedir sizin için?
Her türden ayrı keyif alıyor, iyi bir eser ürettiğimi ve okur tarafından beğenildiğini düşündükçe, üretmeye devam etmek istiyorum. Öykücü, romancı, çevirmen, şucu bucu diye anılmak istemem. ‘Yazar’ dendiğinde dahi tuhaf geliyor, çünkü şöyle düşünüyorum: Ben yazar isem, Latife Tekin, İhsan Oktay Anar, Selim İleri nedir? Ahmet Hamdi, Orhan Kemal, Sait Faik yazar ise, ben neyim ki! Sadece bir edebiyat gönüllüsüyüm ve şimdi, bu bana yeter. Öykü, hepsi kendine has güzellikler barındıran diğer türlerin içinde, ‘an ve insan’ benim için. Uzun bir yolculuğun bir bölümünde görülen manzara, rast gelinen kişi, nereden geldiği nereye gittiği bilinmeyen zaman.

Şimdi ne üzerinde çalışıyorsunuz; sırada ne var? Roman mı, öykü mü?
Altı yedi aydır James Joyce’un çevrilemez eseri “Finnegans Wake” üzerine uğraşıyorum. Çevrilebiliyormuş:) Elbette daha çok yol almam lazım ama en azından içinden çıkabileceğimi görmüş durumdayım ve büyük bir ustanın zihninde dolaşmak çok heyecanlı ve keyifli. Çeviriden bunaldığım zamanlarda nefes almak için sığındığım, aslında bitmiş olan ama üzerinde oynamaktan, orasını burasını ellemekten hoşlandığım bir romanım var, “Kapalıçarşı”. Ve elbette bir de, manolya esintisinin içinde hissettikçe çıkan öyküler.

Bu ürüne babil.com‘dan ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...