Kayıp Gençliğimizin Nobel’i: Patrick Modiano

 Halil Gökhan

Yaklaşık yirmi senedir Nobel Edebiyat Ödülleri’ni birçok ölçme, tespit ve öngörme cihazıyla birlikte takip ediyordum. Nedense bu sene, cihazlar sağlamdı belki ama deneme yanılmaların yaklaşmalara oranının çok fazla olması yüzünden, ya da Nobel Ödülleri’ne karşı küresel bir geri çekilmeden kaynaklanan bir tereddütle aklımdan sadece “Ekim’in 10’una kadar yine belli olur” sözlerinin geçtiğini hatırlıyorum, bu kez “Kim alacak acaba?” diye kendime sormadan.

Ve açıklandı: 9 Ekim 2014. Nobel Edebiyat Ödülü Patrick Modiano‘ya verildi.

İlk uğultular elbette ki her yıl “çok manidar” şekilde Nobel Edebiyat Ödülü’nün açıklandığı tarihe denk düşen Frankfurt Kitap Fuarı’ndan yükselmiştir kesinlikle. Böyle yapılması da doğrudur, zira bu fuar deyim yerindeyse kitap sektörünün Roma’sıdır. Ve Nobel alan yazarın da en üst düzeyde diğer yabancı dillere çevrilmesini sağlayan bir ortama sahiptir. En büyük ödülü kazanan bir yazar için daha iyi ne olabilir ki?

Ve İsveç çok aristokratik şekilde üst perdeden gerekçesini bildirir: “Bu ödül Patrick Modiano‘ya 2. Dünya Savaşı Fransa İşgali dönemindeki en ulaşılmaz ve örtülü insan kaderlerini bellek sanatıyla yansıttığı için verilmiştir.”

Kuşkusuz sayıları otuzu aşkın eserlerinin ortak konusu İşgal’in insani portreleri değildir: Aşk, gençlik anıları, hüzün, yalnızlık, unutuş ve nostalji Modiano’nun hiç tereddütsüz dokunduğu temel insani duygulardır.

30 Temmuz 1945’te Boulogne-Billancourt’da doğar Patrick Modiano. Sayıları otuzu aşkın ve birçok önemli ödülle taçlandırılmış -ki bunların arasında Grand prix du roman de l’Académie française ve Le prix Goncourt gelmektedir- kitaplarında otobiyografisinin ve yaşadığı sosyal dönemlerin etkisi oldukça fazladır. Çocukluğunu çeşitli şehirlerde yatılı olarak geçiren yazarın gerek ailesi ile uzun süre birlikte yaşamaması gerekse çok düşkün olduğu kardeşi Rudy’nin 10 yaşında ölmesi yapıtlarının kaderini çok açık şekilde belirlemiştir. Paris IV. Henri Lisesi’ni bitirir, olgunluk sınavını verir, ama üniversite öğrenimine sapmadan dosdoğru yazının kalbine atar kendini. Bu dönemde Modiano’nun en yakın dostlarından birisi yazar Raymond Queneau‘dur, hatta ünlü yazar onun nikâh şahididir de. Acılı ve gizemli geçmişi ile kimlik sorgulamaları arasında bocalar dururken 1968’de yayımlanan ilk romanı La Place de l’étoile bu durumunu daha da ağırlaştırır. Rue des boutiques obscures romanı ile 10 sene sonra ilk büyük ödülünü, Goncourt‘u kazanır.

Modiano’nun roman sanatı, eleştirmenlerce; nüanslılık, yinelenen yaşantılar ve iç dünyanın yansımaları olarak değerlendirilir ve eserlerinin yitip giden gençliğin peşinden sürüklenen bir özkurgu biçimine yakın durduğu belirtilir. Bu biçim, kendi ortamını İkinci Dünya Savaşı Paris’inde genellikle bulmaktadır; şüpheli ve belli belirsiz hareket eden, tarihin trajedisiyle yüzleşmek zorunda kalan sıradan insanların hayatını tasvir etmektir tüm amacı.

Jean-Marie Gustave Le Clézio’dan tam altı yıl sonra 15. kez bu ödülü alan Fransız yazar oldu Patrick Modiano.

Sanıyoruz ki Nobel Edebiyat Ödülleri hakkında yapılacak en isabetsiz eleştiri bu anlamlı ödülleri kazananları kıyaslamak, ülkelerinde ve dünya edebiyatı içinde yerlerini sorgulayıp buradan “Nobel Edebiyat Ödülü nasıl alınır?” şeklinde bir kılavuz soruya varmak olacaktır en sonunda. Patrick Modiano ile birlikte İsveç Nobel Akademisi bir veri jürisi olmadığını, olmayacağını bir kez daha kanıtlıyor. Doğru mu yapıyor adil mi davranıyor bilemiyoruz, ama belki de burada durup düşünmemizin tam da zamanı: Nobel de dahil olmak üzere ulusalı uluslararasıyla bütün ödüller objektif, adil ve analitik olmalı mıdırlar?

Kanımızca İsveç bunun verili hiçbir simgesi peşinde değil. Edebiyatın, yaratıcı kültür çalışmalarının tam da doğasına uygun şekilde davranıyor ve bilinçaltını, anındalığı, hesapsızlığı kendi uğraşlarının içine katıyor… Ve yine kanımızca en büyük adalet Nobelsiz bir şair ve kalbimizdeki bütün ödülleri kazanmış sanatçı olan Paul Eluard’ın Asıl Adalet şiirinde veriliyor:

İnsanlarda tek güzel kanun
Suyu ışık yapmaları,
düşü gerçek yapmaları,
düşmanı kardeş yapmalarıdır.

Yazara babil.com‘dan ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...