Merkezden Yorumculuğa Entelektüelin Rolü

Alper Gürkan

Bilgi ve iktidar arasındaki ilişkinin giderek daha fazla açığa vurulması, postmodern düşüncenin gerçekliği kaygan bir zeminde tasavvur etmesinin kaynaklarının başında yer alır. Özellikle Rönesans sonrasında elde edileceği umulan hakikat için yönelinen nesnel bilginin daha iyi bir dünyaya değil de savaşlar sonrasında bir buhran çağına yol açması bilgiyi de onu elinde bulunduranları da şüpheli hâle soktu. Kayganlığı oluşturan bu haklı şüphe, modernlikle baskınlık kazanan değerleri de anlamsızlaştırdı. Böylece ortaya çıkan boşluk, doğru ya da gerçek üzerinde uzlaşılacak değerleri bulamayan toplumsallıkların standartlaşmasının önünü de açtı zamanla. Bauman’un Yasa Koyucular ile Yorumcular’ı tamamlanmamış bir proje olarak modernliğin sonuçlarına bu noktadan bakar. Önceki dönemlerden Batı Avrupa’nın egemenliği altındaki dönemler olan modernlik ve postmodernliğe doğru bir hat çizer ve bunun üzerinden bilgiye hükmeden entelektüel sınıfın rolünü ve sonu itibariyle de çöküşünü gösterir. Entelektüelin ve bilginin toplumsallıkta yeniden nasıl yer bulabileceği meselesi, varlığını metnin arka planında sürekli hissettirir.

Öncesinde saf akla ilişkin bir kavrayışı imleyen entelektüel sözcüğünün, yirminci yüzyılla birlikte kazandığı anlam oldukça değişmiştir. Bauman’a göre artık “sözcük, meslekler ile sanatsal türlerin sıkı biçimde korunan sınırları üzerinde yankılanan bir toplanma çağrısıydı.” Amacıysa bilimlerin, değerlerin ve yargıların bütününe hakim olan bilgi sahibi insanların görünürde olmayan kolektif belleklerini ortaya çıkarmaktı. Eski bir geleneğin canlandırılması anlamında sınırları çizilecek olan entelektüelin rolü, modernliğin öne çıkan vasfı itibariyle iktidar-bilgi bütünlüğünü sağlamasıydı. Bauman, modern ve postmodern dünyada entelektüelin konumunun nasıl olduğuna bakarken modern öncesi dönemi ve bu kavramın ortaya çıkışını da değerlendirir. Esasen iki strateji olarak gördüğü modernite ve postmodernite adlandırmalarını da entelektüel rolün durumu üzerinden yaptığı söylenmelidir. Belki -daha açık bir ifade sağlayabileceği düşünülerek- Jameson’ın kapitalizm üzerinden yaptığı ayrımla modernlik tekelci kapitalizmin, postmodernlikse geç kapitalizmin stratejisi olarak okunabilir: Onun piyasanın biçimlenişiyle siyasal yapılanmalar ve sanatsal ifade tarzı arasında kurduğu paralellik Bauman’da bilgi, beğeni ve yargıları da bütünlüğe dahil edilerek genişletilebilir. Ya da kendi deyişiyle toplumsal bütünleşmenin temel mekanizması piyasa olduğu için söz konusu süreç pazarın eğilimi ekseninde daha anlaşılabilirdir.

Modernitenin başlangıcından itibaren entelektüelin rolünü yasa koyuculuk olarak belirler Bauman. Bu rol, özel anlamıyla entelektüelin nesnel bilgi üzerindeki hâkimiyetidir. Foucault’nun bilgi ve iktidar arasındaki ilişkiye bakışı anımsanırsa bilginin güç uygulamasının bir aracı olduğu yinelenmektedir. Burada bilgi ve iktidar arasındaki ilişkinin iktidarı kurma açısından tek yönlü bir belirleme ilişkisinden fazlası, bir diyalektik görülmektedir: Bir yönden bilgi sahibi olmak güç sahibi olmayı kolaylaştırmakta diğer yönden de bilgiyle teçhiz edilmiş entelektüel sınıf, güç sahibinin hizmetinde bulunmaktadır. Entelektüel ve iktidar arasındaki bilgi merkezli bu ilişki, karşılıklı meşrulaştırma ilişkisine dönüşmektedir. Modern dönemde nesnel bilginin açıklığı dolayısıyla söz konusu karşılıklı meşrulaştırma ilişkisi rahatlıkla gözlemlenebilse de bu ilişkinin kökü, Avrupa’da devlet ve kilise arasındaki ilişkinin bir benzeri olarak da yorumlanabilecektir. Belki şöyle özetlenebilir: Moderniteyle birlikte topluma dair kilisenin söz sahipliği konumu entelektüalizme bırakılmıştır. Ancak arada şu fark var: Modern öncesi dönemde merkezî bir iktidarın ilerleme fikrine bağlı bir uygarlaşma/kültürlenme dayatması olmaması bu dönemin entelektüelini -ki aristokratlar ve manastır ehlidir bunlar- halkla yüz göz etme gereğini ortadan kaldırmıştı. Onların görevi Bauman’ın isimlendirmesiyle avlak bekçiliğiydi; işlevleriyse sapkın fikirlerin toplum içerisinde yayılmasını engellemekten ibaretti.


Modernitenin başlangıcından itibaren entelektüelin rolünü yasa koyuculuk olarak belirler Bauman. Bu rol, özel anlamıyla entelektüelin nesnel bilgi üzerindeki hâkimiyetidir. Foucault’nun bilgi ve iktidar arasındaki ilişkiye bakışı anımsanırsa bilginin güç uygulamasının bir aracı olduğu yinelenmektedir.


Modern dönemin yasa koyucu entelektüalizmi tekelci kapitalizmin üretim tarzına uygun tek merkezciliğinin de bir temsilidir: Modern entelektüel tıpkı modernist sanatçı ve bilim insanı gibi gerçeğin, düşüncenin, eserin/nesnenin merkezindedir ve anlamı belirleyen, açıklayan odur; bu onun ruhban sınıfından devraldığı mutlak otoritesidir. Jameson’ın postmodernizmi geç kapitalizmin üretim mantığına indirgemesi üzerinden söylersek postmodern dönemde entelektüel bu merkezî rolünü terk ederek piyasadaki çoğulculuğa uygun olarak bir yorumcuya dönüşmüştür: Çok merkezlilik veya merkezsizlik ortamında bir yığın gerçek olabilir ama entelektüel bunlardan sadece birini, bir bakış açısını temsil eder pozisyondadır. Postmodernliğin mutlak hakikati reddeden genel eğilimi, gerçeği farklı bakış açılarıyla yorumlama mantığının bir sonucudur. Bu durum, Featherstone’un Postmodernizm ve Tüketim Kültürü’nde entelektüeli “kültür aracısı” olarak nitelemesine de uygundur. Ki bu aracılık rolü entelektüelin sınıfsal kimliğini de yeniden hatırlatır: Entelektüel, iktidarı elinde tutan üst sınıfların alt sınıfları yönetmek için kullandığı bir araçtır ve nereden gelirse gelsin orta sınıfta konumlanmıştır. Böyle olması da entelektüellerin orta sınıf değerleriyle bütünleşmesi anlamına gelmektedir. Ki burada yeniden Foucault’nun bilgi iktidar ilişkisi hatırlanırsa iktidarın hâkimiyet için bilgi ve bilgi sahipleriyle ilişkisi, bilginin araçsallığı yeniden ortaya çıkmaktadır.

Yasa Koyucular ile Yorumcular
Zygmunt Bauman
Metis Yayınları

Kültürel aracılık rolü, sanatsal eserler ve piyasa ile ya da Adorno ve Horkheimer’ın adlandırmalarıyla sadece kültür endüstrisiyle sınırlı değildir. Belki bundan daha etkili olarak eğitim kurumu üzerinden gerçekleştirilir. Ki kültür aracılığı ile aşağı sınıfların orta ve üst sınıflara ait değerleri edinmeleri ve öncelemeleri sağlanabilmektedir. Sözü edilen değer edinimi düzenin işlerliğinin de temelidir ki alt sınıflardan gelen birey bu değerleri içselleştirdiği oranda sosyalleşirken mevcut düzenin bir alternatifi olabileceği fikrine de yabancılaştırılır. Bu durum modernlikte uygarlık söylemi üzerinden değerlendirilirse görülür ki ilerlemeci tarih anlayışı ekseninde üretilen uygarlık söyleminin ve vahşi ırkları uygarlaştırma mantalitesine uygun kolonyalizmin meşrulaştırılması ve bireyin belirli bir kültür içinde sosyalizasyonunun gerçekleşmesi paraleldir. Her iki durumda da hâkim konumdaki iktidar, madununu (ilkel olanı ya da alt sınıf mensubunu) bilgi ve kültür aracılığıyla ehlileştirmektedir. Bauman bu yüzden entelektüelin buradaki işlevini bahçıvanlık metaforu ile özetler: Entelektüel doğru bilginin oluşturduğu standartlar üzerinden değerleri topluma öğretmek için düzenler, eker, biçer, ayrık otlarını temizleyip bahçeyi (toplumu) ıslah eder.

Modern dönem, aklı merkeze almış, bir tek hakikat fikrine yaslanmıştır. Entelektüelin bu hakikat dolayımında rasyonalizm, ilerlemecilik, uygar olma gereği gibi koşulları yeniden üretme vasıtasıdır. Postmodern dönemde, piyasanın kendi yollarını bulmakta özgürleşmesi sebebiyle entelektüele bir ihtiyaç da kalmamaktadır. Zaten hiç kimse tek gerçek bilgiye, tek gerçek dine, tek geçerli söyleme inanmaz olmuş; kitlesel trendler tüm gerçeklerin yerini almıştır. Artık entelektüel, söylediklerine şüpheyle bakılan bir kanaat önderidir sadece.

Bu yazı Arka Kapak dergisinin 3.sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku...