Polisiye Romanın “Kültü”: Sherlock Holmes

 Esad Baki Koç

Modern edebiyatta müstakil bir tür olarak “polisiye romanın” ilk örneği, Edgar Allan Poe tarafından yazılan Morg Sokağı Cinayeti (The Murders in the Rue Morgue, 1841) kabul edilmektedir. Her ne kadar, İran-Hint efsanelerinde, Yunan mitolojisinde hatta kutsal kitaplarda (Habil-Kabil olayı) benzer anlatılar olsa da polisiye romanın cinayet, esrarengiz hadiseler, şüphe, dedektif, katil-maktul gibi kendine özgü argümanlarının sistemli bir kurmaca ve olay örgüsü etrafında işlendiği ilk eser Poe’nun adı geçen kitabı olmuştur. Edebiyat tarihçileri, Poe’nun yarattığı Chevalier Auguste Dupin isimli karakterin de ilk dedektif kahraman olduğu konusunda hemfikirdir. Polisiye romanın ikinci önemli örneği ise Fransız yazar Emile Gaboriau’nun Poe’dan yirmi yıl sonra 1863 yılında yazdığı Lerouge Olayı (L’affaire Lerouge) adlı kitabıdır. Gaboriau, Poe’dan öykünerek Müfettiş Lecoq karakterini yaratmış ve benzer tema izleğinde kendine has bir üslup ile Fransız tarzını oluşturmuştur. Yine Maurice Leblanc, Gaston Leroux, Pierre Souvestre ve Marcel Allain gibi yazarlar da aynı yıllarda cinayet ve suç temalı eserler vererek polisiye romanın gelişimine katkı sağlamışlardır.

Polisiye romanın gelişiminde yukarıda adı geçen yazarlar ve eserleri önemli bir yer tutmaktadır. Ancak genel kabule göre, polisiyenin herkesçe okunan popüler bir tür olmasında İngiliz yazar Sir Arthur Conan Doyle ve onun kurguladığı dedektif Sherlock Holmes’ün katkısı yadsınamayacak kadar büyüktür. Sherlock Holmes, Doyle’un 1887 yılında yayımlanan ilk eseri olan Kızıl Dosya’da (A Study in Scarlet) okurun karşısına çıkmış, toplamda elli altı öykü ve dört romanda yer almıştır. Huysuz, karizmatik, kendisi için mutlaka gerekli milyonlarca ayrıntıyı “zihin sarayının” kıvrımlarında saklayan, yakın dövüş ustası, kimya ve simya üstadı, meşhur Baker Sokağı’ndaki 221 B numaralı evin sahibi Sherlock Holmes, komik, heyecanlı ve akıl dolu serüvenleri ile bütün dünyada kendisine geniş bir hayran kitlesi edinmiştir. Sherlock Holmes ve yardımcısı Dr. John Watson o kadar beğeni kazanmıştır ki karakterlerin gerçekten yaşadıklarına inanlar dahi vardır. Sherlock Holmes’ün bir grup hayranı tarafından 1934 yılında “Baker Street Irregulars” adlı bir kulüp kurulmuş ve üç ayda bir Baker Street Journal adlı bir yayın çıkarmışlardır. Yine bu kulüpte yılın belli dönemlerinde yapılan toplantılarla Holmes öyküleri tartışılmakta ve öykülerin yeni yorumları yapılmaktadır. Bunun yanı sıra dünyada halen 250’nin üstünde aktif olarak faaliyet gösteren Sherlock Holmes kulübü bulunmaktadır.

Peki, Sherlock Holmes, polisiye romanların diğer örneklerini de baz aldığımızda popülaritesini ve kıtalararası ününü neye borçludur? Nev’i şahsına münhasır bir tarzı olan ve modern zamanlarda gitgide “kült” haline gelen Holmes’ün benzer hikâyelerdeki dedektiflerden farkı nedir? Holmes, kendisinden sonra yazılan polisiye romanları ve onlardaki dedektif karakterlerini nasıl etkilemiştir? Bu soruların cevabına geçmeden önce ifade etmek istediğimiz husus Doyle’un, Sherlock Holmes karakterini nasıl oluşturduğudur. Batı’da, 19. yüzyılda sanayileşme ve kentleşmenin olağandışı yükselişine paralel olarak artış gösteren cinayet ve suç olguları bir edebi tür olarak romanda da benzer konuların işlenmesine zemin hazırlamıştır. Aynı kaygılarla polisiye türünde eser veren Conan Doyle, Sherlock Holmes karakterini oluştururken büyük oranda Poe’nun Morg Sokağı Cinayeti ‘ndeki dedektifi Dupin’e öykünmüştür. Dupin’in okuru büyüleyen pozitivist, akılcı ve gözleme dayalı yeteneği birçok açıdan Sherlock Holmes’de de görülür. Ancak Doyle, Poe’nun Dupin’ini ve yine Emile Gaboriau’nun Müfettiş Lecoq’unu beğenmez. Doyle, Sherlock Holmes’ün ilk göründüğü hikâyede, adı geçen iki dedektifi de bizzat Holmes’ün ağzından “zavallı ve beceriksiz” olarak küçümser. Kızıl Dosya* adlı öyküde Sherlock Holmes, Poe’nun dedektifi Dupin için şunları söyler: “Siz beni şu Dupin’e benzetirken övdüğünüzü sanıyorsunuz herhalde. Oysa bana kalırsa beceriksizin teki. Arkadaşının aklından geçenleri tesadüfi bir söze dayanarak üç aşağı beş yukarı on beş dakikada okuyuvermesi, insana dâhiyane gelse de aslında çok üstünkörü, üstelik gösterişçi. Elbette yetenekli bir analizciymiş, ama Poe’nun sandığı gibi bir fenomen değil.” Sherlock Holmes, aynı şekilde Müfettiş Lecoq’u ise şöyle alaysar: Lecoq beceriksiz bir zavallı. Övülebilecek tek özelliği enerjisiydi. Çözmeye çalıştığı sorun, bilinmeyen bir mahkûmdu. Ben olsam yirmi dört saatte çözerdim meseleyi. Lecoq’un bunu başarması için ise altı ay gerekti. Dedektiflerin kaçınması gereken davranışları örneklemesi açısından ders kitabı olarak okutulmalı.”

Diğer romanlardaki dedektiflerin aksine Sherlock Holmes, polis teşkilatına bağlı olarak görev yapmaz. Sabit bir işi olmayan Holmes, bir nevi “danışman dedektif”tir. Mağdurların yanı sıra polislerin de içinden çıkamadıkları dosyaların çözümü için kendisine başvurduğu “zehir hafiye”dir. Holmes, muhatabını dikkatle dinler, olay yerinde araştırma yapar ve kendi metodları ile suçlunun/katilin peşine düşerek hadisenin üzerindeki sır perdesini kaldırır. En nihayetinde ise yakın arkadaşı Dr. Watson’ı karşısına alarak olayı nasıl çözdüğünü anlatır. Hem Watson hem de okur Sherlock Holmes’ün analitik zekâsı karşısında adeta büyülenir. Holmes’ü polisiye içindeki diğer dedektiflerden ayıran bir diğer önemli özelliği ise “hezarfen” kişiliğe sahip oluşudur. Dünyanın güneş etrafında döndüğünü bilmeyecek kadar ya da bu bilgiyi gereksiz bulacak kadar garip bir düşünsel saplanış içinde olsa da kriminoloji, kimya, anatomi, jeoloji, edebiyat ve felsefe gibi birçok bilimsel alanda entelektüel düzeyde birikim sahibidir. İyi keman çalması, boks ve eskrim dallarında usta olması ise kayda değer diğer özellikleridir.

Sherlock Holmes’e öykünenler

Sherlock Holmes, gerek kendi döneminde gerekse de kendisinden sonra yazılan polisiye romanları ve bu eserlerde “ete kemiğe büründürülen” dedektifleri önemli ölçüde etkilemiştir. Bu sahada ilk akla gelen Maurice Leblanc’ın yarattığı Arsen Lupin karakteridir. Hiç kuşkusuz Arsen Lupin, Sherlock Holmes’ten sonra polisiye türünün en popüler kahramanıdır. Arsen Lupin, bir magazin dergisinin Leblanc’tan bir polisiye hikâye istemesiyle ve bu polisiye kahramanının Fransa için, İngiltere’nin Sherlock Holmes’ü ile aynı değerde olması koşulu ile kaleme alınır. Görüldüğü üzere, Sherlock Holmes, İngiltere dışındaki diğer ülkelerde benzer karakterlerin oluşturulması açısından önemli bir edebi kıstas olmuştur. Holmes’ten farklı olarak hem hırsız hem hafiye hem de oldukça çapkın olan Arsen Lupin, milliyetçi bir karakter olmasının yanı sıra özellikle tefecilerle, bankacılarla, sigorta şirketleriyle, kiliselerle ve süper zenginlerle kıyasıya bir mücadelenin/savaşın içine girer.

Sherlock Holmes’ün Türk edebiyatındaki izleri

Sherlock Holmes, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türk toplumunda da çok sevilen ve okunan bir karakter olmuştur. İlk olarak 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra 1909’da Dilenci öyküsüyle Türkçeye çevrilen Sherlock Holmes, kısa sürede Türk okurunun büyük beğenisini kazanmıştır. Holmes, Türkçeye çevrilmeden önce de İngilizceye hâkim olan Halide Edip gibi muharrirler tarafından okunan ve ilgiyle izlenen bir kahramandır. Halide Edip Adıvar, Mor Salkımlı Ev’de babası ve kocasına akşamları Sherlock Holmes’ün hikâyelerini okuduğunu, bu hikâyelerden oldukça etkilendiğini, öyle ki hikâyelerdeki karakter ve hadiselerin geceleri rüyasına girdiğini aktarır. 2. Abdülhamid’in de polisiye romanlara düşkün olduğu ve sarayda bir tercüme bürosu kurdurarak Sherlock Holmes hikâyelerini hususi tercüme ettirerek okuduğu bilinmektedir. Sherlock Holmes’ün gördüğü ilgi üzerine 1908-1928 yılları arasında birçok Türkçe çevirisi ve taklit vesiyonları farklı yazarlar tarafından kaleme alınmıştır. Örneğin 1912 yılında Yervant Odyan Efendi, Abdulhamid ve Sherlock Holmes isimli bir roman kaleme almıştır. 1913 yılında ise Ebussüreyya Sami Türklerin Sherlock Holmes’ü Amanvermez Avni ismiyle on kitaplık bir polisiye roman serisi yazmıştır.

Bu yazı Arka Kapak dergisinin 28.sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku...