Prof. Kien, Canetti’nin Ta Kendisi Değil Midir?

Yunus Emre Tozal

Elias Canetti’nin 26 yaşında 7 cilt olarak tasarladığı ama sonradan bir cilt yazarak yayımladığı “Körleşme” romanı, yazarın kendi yaşamını anlattığı üçlemesi Kurtarılmış DilKulaktaki Meşale ve Gözlerin Oyunu ile birlikte okunduğunda, okurun gözünde daha da bütünleşen bir eser. Canetti’nin hayatın anlamını aradığı ve ölümü sürekli bir köşede tutarak gündeme getirdiği Körleşme, yazarın genç yaşlarındaki sorgulamalarıyla birebir örtüşüyor. Öyle ki, Körleşme’de kitaplardan kendisini ayıramayan ve onları canlı birer insan gibi gören Prof. Kien, aslında Canetti’den başkası değil!

Körleşme
Elias Canetti
Sel Yayıncılık

Körleşme, Dostoyevski’nin Budala’sı, Sartre’ın Bulantı’sı gibi okurken kendine özgü bir dünya yaratabilen temayı o havanın içinde hissettirebilen ender yapıtlardan biri. Canetti, hayatını sadece Çin dili, yazısı ve edebiyatını araştırmaya adamış Prof. Kien’in sırf kitaplarına ve araştırmalarına daha fazla zaman ayırabilmek için hizmetçisiyle evlenmesi sonucunda bütün düzeninin altüst olmasını; böylece düzene olan körleşmenin yavaş yavaş kaybolması ve bu esnada Kien’in de kaybolmaya başlamasını anlatır romanda. Bilgiye adeta tapan Prof. Kien, açgözlü bir cüce, içten pazarlıklı bir kadın, kaba kuvvete inanan bir adam, para için her şeyi yapabilecek insanlar… Canetti, faşizmin kitleleri temsil eden bireyler üzerinden teşhisler yaparken, romanda kendisini kitaplarına adamış Prof. Kien karakteriyle, insanın kitaplarla olan ilişkisine de göndermeler yapıyor. Tıpkı gençlik dönemlerinde kendi yaşamını anlattığı eseri Kulaktaki Meşale’de kitaplarıyla yaşamaya çalıştığı gibi Prof. Kien de Canetti gibi kitaplarıyla yaşıyor.

Kulaktaki Meşale
Elias Canetti
Payel Yayınları

Körleşme’de karakterler, okuru adeta kör etmek için çabalarlar ve ‘ateş el yakar’ bilgisini edinmesi için çocuğun elini yakmasına izin veren ebeveyn gibi okurun elini ateşe iterler. Kulaktaki Meşale’de de Canetti, kitaplarla olan ilişkisinin bozulmaması için hemen her şeyi göze alabilen bir gençtir. Özellikle edebiyat alanında kitap eleştirileri ve tahlilleriyle kendisine çok şey katan Veza’dan uzaklaşmamak için annesiyle zıtlaşır, hatta çeşitli yalanlar söyler. Öğrencilik yıllarında bir yanda kitaplar okurken, diğer yanda sürekli bir biçimde başka kitaplarla tanışmaya çabalar, kitapları adeta hayatının en önemli anlamı haline getirir. Bu yolda ölümü göze alır ve bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk, Canetti’nin annesinden ve evinden ilk ayrılacağı yolculuktur, adeta bir inzivadır. Arkadaşı Hans Asriel’le yapacağını söylediği iki haftalık kamp, aslında iki gününü arkadaşıyla planladığı ve geriye kalan günlerde de Nietzsche ve birkaç yazarla depreşeceği bir hayalidir. Hayalini gerçekleştirmek için türlü türlü numaralarla annesini ve Hans Asriel’i atlatarak bir çiftlik evinde hayaline kavuşur. Daha önce “yapıt” olarak adlandırdığı kitle kavramıyla ilgili okuma ve yazma çalışmalarına burada başlar. Okuma ve yazmaya öyle adapte olmuştur ki, köydeki şenlikler ve akşam muhabbetlerine bile katılmak istemesine rağmen katılmaz, çocuklarla vakit geçirmez.

Canetti, ilk gençlik yıllarından hayatının sonuna kadar adeta Prof. Kien gibi okumaya açtır. Okuyup yazmadığı dönemlerini hayatının en sıkıcı günleri olarak görmesi de bundan olabilir.

Bu yazı Arka Kapak dergisinin 2.sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku...