Yitik Cennetin İzinde Bir Garip Seksek Oyunu

İlyas Koç

Pablo Neruda, bir yazısında: “Cortazar okumamış bir insan, kader kurbanıdır.” der. Oldukça şaşırtıcı ve bir o kadar da iddialıdır bu cümle. Bir yazara duyumsanabilecek sıradan bir hayranlık ve muhabbet cümleleri ile telif edemeyeceğimiz bu ifadeler şöyle devam eder: “Eserlerini okumamak korkunç sonuçları olan, sinsi ve ölümcül bir hastalıktır. Hiç şeftali yememiş bir insanın durumu gibi. Kişi yavaş yavaş mutsuzlaşır.. ve büyük bir ihtimalle yavaş yavaş saçları dökülür.” Neruda, hangi sâiklerle Cortazar’ı hayat ve edebiyat evreninde böylesi üstün ve –görece- ayrıksı bir konuma yerleştirdi, bilemiyoruz. Ancak biçim ve içerik olarak çağdaş dünya edebiyatına damgasını vuran Seksek (Rayuela) romanının ruh ve düşünce dünyamızı aynı hislerle çepeçevre kuşattığını fark ettiğimizde Neruda’ya ister istemez hak veriyoruz.

Julio Cortazar’ın 1963 yılında yazdığı Seksek’in Türkçe baskısı uzun süredir bulunamıyordu. Telif haklarını yeniden satın alan Can Yayınları, birkaç yıl aradan sonra kitabın yeni baskısını yaptı. Seksek, yayınlandığı tarihten itibaren Latin Amerika edebiyatının en çok tartışılan ve bir sonraki kuşak yazarlar üzerinde en çok iz bırakan eserlerden biri olarak değerlendiriliyor. Kitabın girişinde yer alan “talimat tablosu” okura, hem biçime hem de öze ilişkin bambaşka bir okuma serüveninin kapısını aralıyor. Cortazar, kitabın aslında iç içe geçmiş iki kitaptan oluştuğunu belirterek okura, aynı metin üzerinden iki farklı okuma biçimi sunar. Buna karşın okuyucuyu istediği okuma biçimini seçmekte “özgür” bırakır. Girişte belirtilen okuma planına göre birinci kitap, diğer kitaplar gibi okunur ve 56. bölümde son bulur. Daha sonra okuyucu, yazarın ifadesiyle “hiçbir pişmanlığa kapılmadan geri kalan bölümleri [üçüncü bölümü] okumayı bırakabilir.” Cortazar geriye kalan üçüncü bölüm için “çizilip atılabilir” der ve bu bölümün, romanın anlaşılabilmesi için gerekli olmadığını belirtir. İkinci kitap (ya da ikinci okuma biçimi) ise bir nevi oyun hatta aldatmacadır. Bu okuma tarifinde okur, kitaba 73. bölümden başlar ve her epizodun sonunda yer alan rakamsal atıflarla adeta bir seksek oyunu oynarcasına üçüncü bölüme gider gelir.

Kitabın “Öte Yakadan” adlı birinci bölümü Paris’te geçer. Romanın ana kahramanı Arjantinli sürgün Horacio Oliveira’nın sevdiği kadın La Maga ile olan tuhaf ilişkisi, Fransa’da edindiği bir grup entelektüel arkadaşla giriştiği sanat, felsefe, edebiyat ve müzik sohbetleri oldukça imgesel ve ezoterik bir şekilde anlatılır. Her zerresi ile varoluşsal bir derde giriftâr olduğunu hissettiğimiz Oliveira’nın bohem, umursamaz ve egoist yaşantısını, “yitik cennet” arayışı çevreler. Bu arayış seksek oyunu ile ifadesini bulur. Buna göre, oyunun en üst çizgisinde Gökyüzü, yani Oliveira’nın ütopyasında var ettiği yitik cennet bulunur. En altta ise Yeryüzü vardır: “Taşı iteleye iteleye Gökyüzü’ne ulaşmak çok zordur; ne denli nişan alsan, ne denli dikkatlice atsan ve itelesen de zordur, taş çizgi üstüne gelir veya çizgi dışına çıkar.”

“Bu Yakadan” adını taşıyan ikinci bölüm ise Arjantin’de geçer. Oliveira, Fransa’dan sınır dışı edilmiştir. Buenos Aires’te kendisini Traveler-Talita çifti karşılar. İronik bir biçimde Traveler, Oliveira’nın doppelgänger’ı yani adeta ete kemiğe bürünmüş bir kopyasıdır. Bir sirkte çalışan ve asıl mesleği hemşirelik olan Talita ise Fransa’da izini kaybettiği La Maga’nın benzeridir. Fuentes’in enfes tahlili ile Oliveira, “Ete kemiğe bürünmüş benzeriyle karşılaşınca yalnızca iki seçeneğinin olduğunu görür: Ya onu öldürecek ya da delirecektir. Aksi takdirde benzersiz olmadığını, yaşamının değersizliğini ve anlamsızlığını kabul etmesi gerekecektir: Kendisiyle benzer olan öteki, kendi adına düşünür, sever, ölürse ve şayet Oliveira benzerinin benzerinden ibaretse doppelgänger’inin yaşamını yaşıyor demektir. Oliveira korku üzerinden cinayet işlemeyi dener. Benzerini öldürmek intihar etmekten farksız olduğundan bu gerçek bir cinayet değil, suça teşebbüstür ve deliliğin kapılarını açar. Ya da en azından başkalarının Oliveira’nın delirdiğini sanmasını sağlar.” Yine bu bölümde Oliveira’nın ruhsal sancıları ve varoluşsal devinimleri doruğa ulaşır. Cortazar, ana karakterin iç dünyasında yaşadığı medcezirler üzerinden ülkesi Arjantin’e karşı da üstü kapalı ve hayli imgesel eleştirilerde bulunur. Bu bir nevi örtük bir hesaplaşmadır.

“Her İki Yakadan” adını taşıyan üçüncü bölüm ise 100 başlıktan oluşur. Bu bölüm, deyim yerindeyse seksek oynamadan ilk iki bölümü kesintisiz bir şekilde okuyanların istemezlerse okumayabileceği epizotlardan oluşur. Zira Cortazar, bu bölümün başına “okunması zorunlu olmayan bölümler” notu düşerek sıradan okura bir nevi kolaylık sunar. Ancak “iddialı okura” asıl romanın akışını tamamlayacak şekilde, kitaba eklenen ayrıntılı okuma planı doğrultusunda, bu bölümden parçalar araya sokarak okuması öğütlenir. Okur, bu sıçramalar ile bizatihi sayfalar arasında seksek oynar. Bu bölümde anlatılanlar ise Profesör Morelli’nin (ki bu kişi, Carlos Fuentes’e göre Cortazar’ın alteregosudur) dil, yazın aşk, edebiyat ve yazın türleri hakkındaki yorumları, ilk iki bölümde olup bitenlerle ilgili gazete kupürleri, ilanlar ve yine ilk iki bölümde tamamlanmadan yer alan diyalogların devamı olarak tasarlanmış bir kolaj görünümündedir.

Buraya kadar yazdıklarımıza bir çizgi çekip Seksek’in “deneysel bir roman” olduğunu söyleyebilir miyiz? Her ne kadar William Faulkner ve Virginia Woolf gibi yazarlar kelimenin gerçek anlamı ile deneysel türde romanlar yazdıysa da Cortazar’ın Seksek’ini bu tanımlama içine yerleştirmek biraz yetersiz kalıyor. Seksek’in kendinden önceki ve sonraki kitaplardan pek azının yaptığı şekilde Latin Amerikalı yazarlara yeni yollar açtığını belirten Mario Varfas Llosa, buna deneysel bir roman haksızlık olacağını söyler ve ekler: “Böyle bir nitelendirme soyut ve gösterişçi bir hava verir; deney tüplerinin, imbiklerin ve formüllerle dolu bir yazı tahtasının olduğu, ânı yaşamaktan, arzudan, zevkten uzak cansız bir dünya sunar. Oysa Seksek, yaşamı tüm zerreleriyle yeniden yaratır..”

Seksek, anlatı ile anlatının yarattığı çağrışımlar üzerine inşa edilmiş bir kitap. Okuyucusundan entelektüel bir birikim istemesine, hatta okurken yer yer sıkmasına karşın şaşırtıcı kurgusu, enfes düş gücü ve teşbihleri ile okunmayı fazlasıyla hak eden bir kitap olduğunu söyleyebiliriz.

Seksek
Julio Cortâzar
Çev: Necla Işık
Can Yayınları

Bu yazı Arka Kapak dergisinin 9.sayısında yayınlanmıştır.

Devamını Oku...