Yorgun demokrat!

 Duygu Altın

“İntihar etmeyeceksek içelim bari!” Bu sözler Bir Düğün Gecesi’nin karakteri Tezel’den. Adalet Ağaoğlu’nun Dar Zamanlar üçlemesinin on sekiz yıl aradan sonra dördüncü kitabı “Dert Dinleme Uzmanı” Everest Yayınlarından çıktı. Bu serinin ilk iki kitabi Ölmeye Yatmak ve Bir Düğün Gecesi romancılığımızda önemli, hatta kült yere sahip iki eser (Üçüncü roman: Hayır). Nitekim bu eserler üzerine tezler, makaleler, yazılar kaleme alın(dı), romanlar hakkında çok konuşul(du) – tartışıl(dı) ve halen de iki eserin okurlar üzerinde etkileri de devam etmektedir.

Adalet Ağaoğlu’nun edebiyatımızın “toplumcu gerçekçi” çizgisinde eserlerini kaleme aldığını söylemek mümkün. Özellikle 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerini anlatan, eseriyle bu dönemi, sol çevreleri ve devrimci gençleri konu alan pek çok eser “toplumcu” görüşle kaleme alındı. Fakat bunların çoğu başarısız romanlar olarak tozlu raflarda, edebiyatımızın tarihine gömüldüler. Fethi Naci, eleştirilerinde “gerçekçi geçinen” fakat yazınsal başarısızlıklarını toplumcu fikirler arkasına saklayan yazarları “Bir cüce Uludağ’ına çıksa da cücedir!” sözleriyle eleştirmiştir. Aslında eleştirmen haksız değildir çünkü askeri dönemden sonra “romancı borazanlığı yapan”, kısır konular içinde dönen, birbiri ardı gelen romanlar yayımlamış. Murat Belge bu romanlarda “işkenceden bahsetmenin” başlıca konu olduğuna değinirken, Ahmet Altan da 1980 romancılığının tek tip olduğunu savunanlardandır.

“Dar Zamanlar” serisiyle Ağaoğlu Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlayarak bir dönem panoraması çizer. Ölmeye Yatmak’ta -doçent Aysel otel odasında ölmeye yatmış ve iç hesaplaşmayla dönem hesaplaşmasını iç içe yaşamaktadır- Atatürk’ün ölümünden sonra yetişen ilk dönem Cumhuriyet aydınını mercek altına alır. Bir Düğün Gecesi’nde ise 12 Mart dönemi ve sonrası çıkar karşımıza… Fethi Naci bu roman için, “ilk kez 12 Mart’ı tarihsel yerine oturtan bir roman okuyoruz, işkence hikayelerinden kurtulmuş, devrimci dalkavukluğundan kurtulmuş bir roman” der.

Aradan on sekiz yıl geçiyor ve bu serinin dördüncü kitabı raflarda yerini alıyor. Ağaoğlu “yetmez ama evet” çıkışından beri sessizliğini yeniden bir romanla bozuyor.

Dert Dinleme Uzmanı kurgusal olarak belirsizlikler üstüne kuruludur. Mekân, zaman ve kişi adlarına romanda yer verilmez. Fakat yazar, serinin diğer romanlarında olduğu gibi, dönem panoramasını yeniden ele alır ve zaman günümüze kayar. Adını bilmediğimiz fakat editör olduğunu ilerleyen sayfalardan öğrendiğimiz romanın başkişisi kendisine bir lakap takmış ve kendini “dert dinleme uzmanı “ olarak tanımlamaktadır. Bir defteri vardır ve ölmeden semt kahvesinden karşılaştığı fakat tanımadığı bir başka kahramana okuması için verir. Kısacası “defterden” ölmeden önce kurtulur! Elbette ki defter, daha sonra teslim edilen kişi tarafından okunduktan sonra “noktasına ve virgülüne kadar” yayımlanır ve roman böyle başlar…

Görüldüğü üzere roman teknikleri çok post-modern yaklaşımlı. Roman kişisinin günlüğünün, defterinin, mektuplarının vb. okunması için bir başkasına bırakması ya da tesadüfi olarak bir başkası tarafından bulunan şeylerin romana dönüşmesi edebiyatta –özellikle post modern eserlerde- sıkça başvurulan bir teknik. Ayrıca roman karakterlerinin “isimsiz”, romanın mekânsız ve zamansız olması da… Takdim yazısında, yazarın amacının günümüzde her şeyin “görselliğe” indiğine işaret etmek olduğuna dair bilgi var. Nitekim sosyal ağ bağımlısı insanlar, adları, zamanı ve mekânı tek bir yerde yaşıyorlar. O da “sanal dünya” ya da “televizyon.” Bu yüzden algılar, simgesel anlamlarda yoğunlaşıyor.

Roman, Cumhuriyetin ilk aydın neslinden günümüze uzanan bir çizgiyi zamansal olarak tamamlasa da; toplumun ve giderek kendine bile yabancılaşan bireyin bir perspektifini çizdiği için serinin diğer kitaplarından bağımsız okunabilir.

Kurgu boyunca “der dinleme uzmanı olan” editörün çağrışımlar, simgeler arasında geçmiş zamanın izinde gezindiğini, yaşamını didiklediğini, içsel hesaplaşmalara daldığını okuruz. Tıpkı Aysel ve Tezel gibi…

Bir başka husus roman tekniğinin, üslubunu da beraberinde getirmesi. Yazar diğer romanlarından farklı bir üslupla kaleme alıyor son romanını. Dış ve iç konuşmaların birbirine geçtiği, noktalama işaretlerinin sık kullanıldığı, tiyatro yazma tekniğinden de yararlanılmış yoğun bir anlatımın içinden geçiyoruz kitapta. Açıkçası anlatılan konu ile üslubun yoğunluğu çoğu zaman kesişmediği için okur zaman zaman bu anlatımdan yoruluyor. Çağrışım ve anıların yönettiği bir zihnin aktarımları, yap-poz parçalarını birleştirmeye benziyor. Fakat editörün başkaları için titizlendiği anlatım düzenini, kendi iç dünyasında yakalayamaması hatta bazen “çığırından çıkan” düşünceler içinde kaybolması, giderek kendine dahi yabancılaşması çok başarıyla ele alınıyor. Böylece ortaya imgesel ve çağrışımlar üzerine kurulu bir anlatım çıkıyor.

Roman aslında ironiyle örülmüş. Tanıtım yazısında bu üslup için “muzip bir dil” deniliyor. Ağaoğlu’nun sevdiği bir şey bu aslında: Karakterlerine kara mizah yaptırmak. Okurun neyin ciddi neyin şaka olduğunu kimi zaman ayırt edememesi. Bu tavrı Aysel’den daha çok Tezel’de tanımıştık. Şimdi editör bu tavrın romanda üst dozajında geziniyor. Siyasi iki yüzlülükler, aşk, yaşamın acıları, ölüm dahi editörün defterinde “ muzip dilden” payını alıyor.

Karakterlerin isimleriyle romanda yer almaması, zihnimizde bulanık kalan bir boşluk açıyor. Yani demek istediğim, roman boyunca yazarın kendi sesi silinmiyor. Editörün içine giremeyen okuyucu karşında yazar varmış ve onu dinliyormuş hissiyatına kapılıyor.

Dostoyevski “Yer Altından Notlar”da isimsiz kahramanını iç konuşmalarıyla, çağrışımlarla, hayal dünyası ve çıkmazlarıyla okurla baş başa bırakır. İsmini bilmediğimiz ve içimizden biri olduğunu romanın başında takdim edilmiş bu kahramanda yazarın sesi kaybolur. O vardır. Her kimse. Fakat Ağaoğlu, roman boyunca sanki okurunun yanındadır. Bu sebeple yazarın karakterini düşüncelerini söyletmek için araç olarak kullanmakta olduğu düşüncesi akla gelmiyor değil…

Bitirirken şunu söyleyebiliriz: Adalet Ağaoğlu romanları, tarihsel süreçlere dokunur, onları gözler önüne sürer. “Dert Dinleme Uzmanı” da bugünün insanını ele alırken toplumdaki bozulmaları, değişen dünya algısını gözler önüne seriyor. Kelimeler, çağrışımlar, imgeler arasında yitip giden akıl sonunda “Kes artık burada kes, amma yorgun bir demokratsın haaa!” sözleriyle noktayı koyuyor.

Bu ürüne babil.com‘dan ulaşabilirsiniz.

Dert Dinleme Uzmanı – Adalet Ağaoğlu
Everest Yayınları

Devamını Oku...